Anasayfa  |   İletişim  | AR - EN
Bize Ulaşın
Mesajınız
Bize Ulaşın
Kıbrıs Sorunu *

* Naim Demirel, 'Kıbrıs Sorunu', BM Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Barışın Korunması, Derin Yayınları, 2013, s.134-139.

1.      Tarihsel Arkaplan[1]

04.06.1878 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere arasında ya­pılan İstanbul anlaşması ve 01.07.1878 tarihli bu anlaşmaya yapılan ek an­laşmayla Rusya, Kars ve Ermenistan'da işgal ettiği yerleri boşaltıncaya kadar, Kıbrıs'ın idaresi mülkiyeti Osmanlıda kalmak şartıyla İngiltere'ye bırakıldı. İngiltere böylece kiracı olarak Kıbrıs'a çıkmıştır. İngiltere 05.11.1914'te Kıb­rıs'ı ilhak etti. Osmanlı İmparatorluğunun I. Dünya Savaşını kaybetmesinden sonra gelen Kurtuluş Savaşı sonucunda konunun Lozan'da görüşülmesi ka­rarlaştırılmış ve Lozan Sözleşmesi'nin 20. maddesine göre Türkiye, İngilte­re'nin Kıbrıs'ı ilhakını tanımıştır.

Osmanlı Devletinin iskân politikasının bir sonucu olarak adaya sürekli Rumlar yerleştirilmiş ve zaman içinde adadaki Rum nüfusu Türk nüfusunun 5 katına çıkmıştır. Sadece bu sebepten dolayı Rumlar adanın Yunanistan'a bağlanması gerektiğini iddia etmiştir ve bunu sağlamak için de çeşitli çalış­malar yapmışlardır fakat Kıbrıs hiçbir zaman Yunanistan hâkimiyetine gir­memiştir.

18 Ekim 1928 tarihinde İngiltere, Rusya ve Fransa'ya bir nota veren Yunanistan, adanın kendisine bağlanmasını istemiştir. Buna karşılık Türkiye de, Kıbrıs'taki egemenlik haklarını İngiltere'ye devrettiğini, eğer İngiltere adayı boşaltacaksa eski sahibi Türkiye'ye geri vermesi gerektiği tezini sa­vunmuştur. Konu Yunanistan tarafından 1954'te BM'ye taşınmıştır. Yunanis­tan BM'de "Self-Determinasyon" hakkına dayanmıştır. Kıbrıs Türkleri, Kıb­rıs'ta tek taraflı "self-determinasyon" uygulanamayacağını, gerçek anlamda bir "self-determinasyon" uygulanacaksa, bunun dini, dili ve kültürü ayrı iki halkın her ikisine de eşit şekilde uygulanması gerektiğini savunmuştur. İngil­tere ise Yunanistan'ın "Self-Determinasyon" hakkına ilişkin talebini reddet­miş ve bu hakkın herkese verilmeyeceğini ifade etmiştir.

İki halk arasında başlayan çarpışmalar sonucu, Rumların savunduğu "Enosis"e ve Türklerin savunduğu "Taksim"e karşı bir orta yol olarak, adanın bağımsızlığı fikri doğdu. Bu fikrin; İngiltere, Yunanistan, Türkiye ve ABD tara­fından benimsenmesinden sonra, 11 Şubat 1958'de Zürih Anlaşması ve 19 Şubat 1959'da da Londra Anlaşması imzalandı. Bu antlaşmalarda Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'ye Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinde garantörlük hakkı verilmiştir.

Bu antlaşmalardan hemen sonra, 16 Ağustos 1960 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edilmiştir.

30 Kasım 1963'te Makaryos 13 maddeden oluşan "anayasa değişiklik" önerilerini sundu. Bu değişiklik Türk toplumu tarafından haklarının gasp edildiği gerekçesiyle kabul edilmemiştir. Kıbrıs Rumları, 21 Aralık 1963'te Kıbrıs Türklerine karşı adanın her yerinde saldırıya geçtiler. Daha sonraki yıllarda Kıbrıs Türk halkı devletin tüm organlarından dışlandı ve 11 yıl süre­cek insanlık dışı bir kuşatma altında yaşamaya zorlandılar.

Adaya BM Güvenlik Konseyi'nin Mart 1964 kararıyla gönderilmiş bu­lunan BM Barış Gücü, Kıbrıs Türklerine karşı yürütülen bu yoğun ekonomik kısıtlamalar ve aralıksız sürdürülen terör hareketleri karşısında etkisiz kaldı. 1963 yılında başlayan kanlı olaylar 1967 yılında oldukça artmıştı. Bunun üzerine 28 Aralık 1967'de Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi kuruldu. 15 Temmuz 1974'te Rumlar bir askeri darbe yaptılar. Bu darbe Türk ve muhalif Rumların canlarına ve mallarına zarar verdi. Türkiye de 1960 yılında yapılan antlaş­mada kendisine tanınan garantörlük hakkına dayanarak 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs'a askeri müdahale etti.

Türkiye'nin 1974 yılında adaya gerçekleştirmiş olduğu müdahalenin, uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan yasal bir zemine dayandığı ve "işgal" olarak kesinlikle tanımlanamayacağı, gerek Avrupa Konseyi'nin 29 Temmuz 1974 tarih ve 573 sayılı kararı[2], gerekse de Atina Temyiz Mahkemesi'nin 21 Mart 1979 tarihinde aldığı 2658/79 sayılı kararla tescil edilmiştir.

Taraflar arasında günümüze kadar aralıklarla Adada barışçı kesin bir çözümarayışı sürdürülmesine rağmen henüz bir sonuca varılamamıştır. 31 Ağustos 1998'de KKTC Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş, Kıbrıs'ta kalıcı bir barış sağlamaya yönelik olarak "Kıbrıs Konfederasyonu" kurulmasını önerdi ve görüşmeler başladı. 14 Kasım 1999'da, bütünlüklü bir çözüme ulaşmak için gerekli olan kapsamlı görüşmelere geçmek için zemin oluşturma ama­cıyla başlatılan görüşme süreci sona erdi. Daha sonra Cumhurbaşkanı Denk- taş'ın inisiyatifiyle 16 Ocak 2002 tarihinde doğrudan görüşmeler başladı.

12 Kasım 2002 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi An- nan'ın, "Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin görüşleri" olarak tanımlanan çözüm planı, Cumhurbaşkanı Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Glafkos Klerides'e aynı anda sunuldu.

24 Nisan 2004'te adada her iki tarafta ayrı ayrı yapılan referandum sonucunda Kıbrıslı Türkler BM Genel Sekreteri'nin Kapsamlı Çözüm Planı'nı (Annan Planı) %64.9'luk evet oyuyla kabul ederken Kıbrıslı Rumlar %75.8'lik oy oranıyla reddetti[3].BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 28 Mayıs 2004'te (S/2004/437) Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda, Planı'nın Kıbrıslı Türkler tarafından büyük bir çoğunlukla kabul edilirken, Kıbrıslı Rumlar tara­fından reddedildiğini, gerçekte Kıbrıslı Rumların 'Planı' değil de herhangi bir çözümü ve anlaşmayı reddettiğini vurguladı.

Yine, Nisan 2004 Referandumu'ndan hemen sonra, Avrupa Birliği de Kıbrıslı Türklerin kapsamlı BM planına vermiş oldukları desteğe karşılık ver­mek amacıyla, Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan izolasyonu sona erdirme kararlılığını ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ekonomik kalkınmasına destek vererek Kıbrıs'ın birleşmesine yardımcı olma isteğini dile getirdi. Bu çerçevede, 26 Nisan 2004 tarihinde, AB Dışişleri Bakanları Konseyi KKTC'ye yönelik izolasyonların kaldırılmasına ilişkin bir karar aldı.

AB Konsey kararının ardından, AB Komisyonu, ticari ve mali uygula­malardan oluşan ve AB ülkeleri ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında doğrudan ticareti öngören bir yardım paketi hazırladı. Ancak AB şimdiye kadar bu taahhütlerini yerine getirmedi.

Aralıklarla çözüme ilişkin iki toplumarasında görüşmeler yapılmakta­dır. Ancak henüz somut bir çözüme ulaşılamamıştır.

2.    Güvenlik Konseyi'nin Kararları

a)   Güvenlik Konseyi'nin S/RES/353 (1974) ve S/RES/360 (1974) Sayılı Kararları ve Değerlenlindirilmesi

Kıbrıs krizi 1960 yılında ülkenin bağımsız bir devlet olmasından sonra, ülkedeki Türk ve Rumlardan oluşan iki toplumun arasında öteden beri süre­gelen bir problemdir[4].

Güvenlik Konseyi 1964'ten bu yana Kıbrıs'ın politik durumuyla ilgili kararlar almıştır.Konseyi'n konuya ilişkin müdahalesi daha çok tarafları ara­larındaki problemi barışçı yollarla çözmeye davet etmek şeklinde olmuştur. Bunun yanında bir de BM barış gücünün (UNFICYP[5]) süresini uzatmaya yönelik olmuştur.

15 Temmuz 1974'te Rumların bir askeri darbe yapmalarının ardından gelişen olaylar üzerine, Türkiye 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs'a ordu birlikleriyle çıkartma yaptı. Bu gelişmeler üzerine BM Genel Sekreteri konunun güvenlik Konseyi'nde görüşülmesini istedi. Güvenlik Konseyi 20 Temmuz 1974 tari­hinde toplanarak S/RE S/353 (1974) sayalı kararı aldı. Konsey olayların ulus­lararası barış ve güvenliği tehdit ettiği ve bütün Doğu Akdeniz bölgesinde kriz doğuracak bir durum olduğu tespitini yapmıştır[6].

Kararın operasyonel kısmında Konsey tarafları ateşkese davet etmiş ve yabancı askeri güçlerin işgali bitirmesini talep etmiştir.

Kıbrıs'taki her iki taraf arasında ortaya çıkan çatışma Türk ordusunun Kıbrıs'a girmesi üzerine alınan 353 (1974) sayılı kararla birlikte uluslararası bir niteliğe dönüşmüştür[7]. Bu iç savaşın uluslararası bir nitelik kazanma­sından sonra, Konsey krizin Doğu Akdeniz'e yayılmasına ilişkin endişelerini dile getirmiştir[8]. Karardaki bu tespit, bir iç savaşın uluslararası etkisi sebe­biyle barışı tehdit eder nitelik kazanması olarak değerlendirilebilir.

16.08.1974 tarihinde alınan 360 (1974) sayılı kararda ise Konsey du­rumun Akdeniz'in doğu bölgesi için bir barış tehdidi oluşturduğu tespitinde bulunmuştur[9].

Güvenlik Konseyi Kıbrıs konusunda 1963 yılından bu yana her yıl 6 ay­lık sürelerle UNFICYP'nin görev süresini uzatma kararı almaktadır. Konsey, bunlar haricinde aşağıdaki önemli olan kararları da almıştır.

b)        Güvenlik Konseyinin S/RES/649, S/RES/716,

S/RES/750 Sayılı Kararları ve Değerlendirilmesi

Güvenlik Konseyi'nin 18.11.1983 tarihli ve 541 (1983) sayılı kararında "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti"nin kurulması üzerine, bu kurulma fiilini geçersiz saydı. Bu devlet kurma fiilini 1960 tarihinde yapılan „Treaty con- cerning the establishment of the Republic of Cyprus" sözleşmesini ve aynı şekilde, aynı yıl imzalanan „Treaty of Guarantee" antlaşmasını ihlal ettiği tespitinde bulundu. Güvenlik Konseyi'nin bu açıklamaları, BM Sözleşme- si'nin 40 ve 41. maddelerine dayanarak alınmış önlem niteliğindedir. Bu her iki madde kapsamında önlemler alınması en azından barış tehdidi ön şartına bağlıdır. Burada barış tehdidinin somut bir silahlı çatışma yokluğu sebebiyle uluslararası anlaşmaların ihlaline dayandırılmış olabileceği düşünülebilir[10].

Yine 26 Şubat 1990'da BM Genel Sekreteri Perez De Cuellar gözeti­minde yapılacak zirveye katılmak üzere New York'a giden Cumhurbaşkanı Denktaş, beraberinde 27 sayfalık Türk önerileri götürdü. Türk halkının eşitli­ğini "self determinasyon" hakkını, egemenliğini, Türkiye'nin etkin ve fiili garantisini ve Kıbrıs Türklerinin ayrı bir halk olduğunu vurgulayan belgeyi Vassiliu reddetti. Böylece görüşmeler tekrar çıkmaza girdi. Bunun üzerine, BM Güvenlik Konseyi 12.03.1990'da 649 sayılı, 11 Ekim 1991'de 716 ve 10.04.1992'de 750 sayılı kararları aldı. Bu kararların ortak noktası; Kıbrıs sorununun çözümünün bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü güvence altına alınmış, tek egemenliği bulunan, tek vatandaşlılık temellerine dayalı, siyasi olarak eşit, iki toplumlu, iki kesimli bir federasyonu öngörmesiydi[11].

 


[1] Bu başlık altındaki bilgiler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı web sayfasından alınmıştır, daha geniş bilgi için bkz. http://www.trncinfo.com/index.asp?page=345.

[2]        Avrupa Konseyi 573 sayılı kararının 3. maddesinde; “... Adada diplomatik yollardan bir anlaşmaya yarılamamasından dolayı, Türk Hükümeti 1960 Garanti Antlaşması’nın 4. maddesine göre müdaha­le hakkını kullandı” denmektedir. Atina Temyiz Mahkemesi ise kararında; “Türkiye’nin Zürih ve Londra Anlaşması çerçevesinde garantör devlet olarak Kıbrıs’a müdahalesi yasaldır. Asıl sorumlu, haklarında dava açılan Yunanlı Subaylardır” demektedir.

       [3]        http://www.auswaertiges-

amt.de/DE/Aussenpolitik/Laender/Laenderinfos/Zypern/AktuelleLageInZypern.html (03.01.2010)

       [4]        Ayrıntılı bilgi için bkz. Fink, 1999, s. 375 vd.

       [5]        "United Nations Peace-keeping Force in Cyprus"

[6]        UN-Doc.S/RE S/353 (1974) -5.pr.para: “Gravely concerned about the situation which has led to a serious threat to international peace and security, and which has created a most explosive situation in the whole Eastern Mediterranean area, (...)."

       [7]        Bu konuya ilişkin genel olarak bkz Gordon, s.540.

[8]        Bkz. konuya ilişkin Endonezya’nın açıklaması (UN-Doc. S/PV. 1781, s. 11); Avusturya ‘nın açıklama- sı(UN-Doc. S/PV. 1781, s. 13), ABD’nin açıklaması (UN-Doc. S/PV. 1781, s. 5)

       [9]        UN-Doc.S/RE S/360(1974) -3.pr. para.

       [10]       Schaefer, s. 100.

[11]       UN-Doc.S/RE S/750 (1992) -2.op.para: “Reaffirms the position, set out in resolutions 649 (1990) of 12 March 1990 and 716 (1991) of 11 October 1991, that a Cyprus settlement must be based on a State of Cyprus with a Single sovereignty and international personality and a Single citizenship, with its independence and territorial integrity safeguarded, and comprising two politically equal communities as defined in paragraph 11 of the Secretary-General's report in a bi-communal and bi- zonal federation, and that such a settlement must exclude union in whole or in part with any other country or any form of partition or secession;”




Kurumsal
E-Posta
İnsan
Kaynakları
SKS
FSM
Otomasyon
International Relations
FSM SEM
ALUTEAM
KURAM
FSM
TÜMER
Kariyer
Merkezi
. . .