Anasayfa  |   İletişim  | AR - EN
Bize Ulaşın
Mesajınız
Bize Ulaşın
Orta Doğu Krizi *

* Naim Demirel, 'Orta Doğu Krizi', BM Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Barışın Korunması, Derin Yayınları, 2003, s.81-102.

1.     Tarihsel Arkaplan

Orta Doğu krizi[1], Birleşmiş Milletler Örgütünü, kurulduğundan bu yana aralıklarla sürekli meşgul eden bir sorundur. Güvenlik Konseyi'ni Orta­doğu krizi kadar hiçbir kriz meşgul etmemiştir. Bu krizin kaynağı İngiliz man­dası altındaki Filistin'e Yahudilerin yerleştirilmesi ve ardından İsrail Devle- ti'nin kurulmasıdır.

Bugün İsrail'in ülkesini oluşturan topraklar 1918 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğuna aitti. 20.yy başlarında bölgeye yerleşmeye başlayan Yahu- diler, gerek Siyonist hedefli gerek başka amaçlarla büyük miktarda toprak satın almaya başladılar ve 1911 yılında Tel Aviv'i kurdular. Bölge Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İngiltere tarafından işgal edilmiş ve 1922 yılında Milletler Cemiyeti tarafından manda yönetimi hakkını almıştır.

02.11.1917 yılında İngiliz dışişleri bakanı Balfour İngiliz hükümeti adı­na, Siyonist harekete karşı İngiliz hükümetinin bölgedeki Yahudi olmayan halkın haklarının ihlal edilmemesi şartıyla Filistin'de bir İsrail devleti kurul­masına karşı olmadığını açıkladı. Bu açıklamadan sonra Filistin halkının ayak­lanması İngiliz manda yönetimi tarafından bastırıldı[2].

Filistin'de 1940'ların ortalarında 2 milyon insan yaşamaktaydı. Çoğun­luğun Araplardan oluşmasına rağmen Yahudi göçü sebebiyle Yahudi nüfusu sürekli artış gösteriyordu. Bu artışa Araplar karşı çıkmaktaydılar. Bölgede sürekli şiddet olayları meydana gelmekteydi. Bunun üzerine 1947'de İngiliz Hükümeti de konuyu yeni kurulan Birleşmiş Milletlere sundu. Konu Birleş­miş Milletlerde görüşüldü, ancak Filistin meselesi konusunda bir fikir birliği oluşamadı. Filistin konusu üzerine yapılan özel oturumda alınan karar ile 11 üye devlet temsilcilerinden oluşan Birleşmiş Milletler Filistin Özel Komitesi (UNSCOP) kuruldu. Komiteye, Filistin sorunu ile alakalı tüm sorunları araştı­rıp, Genel Kurulun 1947 Eylül ayında gerçekleşecek olağan oturumuna çö­züm önerilerini sunması görevi verildi.

UNSCOP çalışmasını, 31 Ağustos 1947'de tamamladı. UNSCOP manda yönetiminin kaldırılmasını önerdi. Komite, Filistin meselesi üzerine çoğunluk ve azınlık önerileri olmak üzere iki teklif sundu. Üyelerin çoğunun destekle­diği plana göre Filistin'de bir Arap ve bir de Yahudi Devleti oluşacak şekil­de iki devlet kurulacak ve Kudüs'e Birleşmiş Milletlerin idari otoritesi altında uluslararası bir statü tanınacaktı. Azınlık önerisi ise, Kudüs'ün başkent oldu­ğu bir Arap ve bir de Yahudi devletini kapsayan bağımsız bir federasyon şeklinde idi[3].

Genel Kurul, iki aylık yoğun müzakerelerin ardından, 29 Kasım 1947'deki ikinci oturumunda, Filistin Özel Komitesi'nin çoğunluğu tarafından sunulan Ekonomik Birlik ile bölünme planını küçük değişiklerle, 181 (II) sayılı kararıyla kabul etti ve karara iliştirilen bölünme planı, Mandanın kaldırılması, İngiliz ordusunun tedrici geri çekilmesi ve iki devlet ile Kudüs'ün sınırlarının çizilmesi için dört bölümlük ayrıntılı bir plan oluşturdu. Genel Kurul Güvenlik Konseyi'ne taraflardan bu kriz çerçevesinde silahlı kuvvet kullanmaya teşeb­büs etmeleri halinde bunun engellenmesi, BM Sözleşmesi'nin 39. maddesine göre barış tehdidi, barışın bozulması ya da saldırı fiili tespiti yapmasını tavsiye etti. Bu karar bağlayıcı olmayan bir tavsiye kararı niteliğine sahipti.

181 (II) sayılı kararın kabulünden sonra Filistin'de şiddet olayları baş­ladı. Durumun kötüye gitmesi üzerine Güvenlik Konseyi, Genel Kurul'u özel bir oturuma çağırdı. 17 Nisan'da, Güvenlik Konseyi Filistin'deki tümaskeri ve milis faaliyetlerin durdurulmasını talep etti ve 23 Nisan'da ilan edilmesini sağladığı ateşkesi gözlemleyecek "Ateşkes Komisyonunu" kurdu. Genel Ku­rul, Filistin Komisyonu'nun görevine son verdi[4].

Filistin topraklarında göçmen Yahudiler ve Araplar arasında iç savaşa benzer çatışmalar çıkması sebebiyle Birleşik Krallık 1948 yılında Milletler Cemiyeti tarafından kendisine verilen Filistin görevini bıraktı ve güçlerini bölgeden çekti. Aynı gün, 14 Mayıs 1948'de Britanya'nın görevinin sona ermesiyle birlikte Yahudi Temsilciliği[5]başkanı Genel Kurul'un planında yer alan sınırlar içinde İsrail Devletinin kurulduğunu ilan etti. Arap ve Yahudi halkları arasında hemen şiddetli çatışmalar başladı. Bunun üzerine Mısır, Suriye, Ürdün, Irak ve Lübnan birlikleri İsrail tarafından hak iddia edilen yer­leri işgal ettiler. Bu hareketi de Filistin halkının İngilizlerin çekilmesinden sonra bağımsız bir devlet olarak iç işlerindeki başkaldırıya karşı yeniden düzen sağlamak amacıyla ve bu halkın kendi geleceğini belirleme hakkı kap­samında meşru göstermişlerdir[6].

Bu olaydan sonra birkaç gün içinde İsrail devleti ve hükümeti ABD, Sovyetler Birliği, Polonya, Çekoslovakya ve Macaristan tarafından tanındı. Birkaç hafta süren çatışmalar BM'nin baskısı sonucunda 29 Mayıs 1948 tari­hinde kesildi ve dört haftalık bir ateşkes ilan edildi[7].

Ateşkes 11. Haziran 1948 tarihinde yürürlüğe girdi ve uluslararası as­keri gözlemcilerin desteğiyle Birleşmiş Milletler Arabulucusu tarafından denetlenmeye başlandı. Bu yapıya daha sonra Birleşmiş Milletler Ateşkesi Gözlem Örgütü (UNTSO) adı verildi[8].

Güvenlik Konseyi 15 Temmuz 1948'de resmi bir kararla Filistin'deki durumun barışa bir tehdit oluşturduğu kanısına vardı. Konsey ateşkes tali­matı vererek itaat edilmemesi durumunda Birleşmiş Milletler Antlaşma- sı'nın VII. Bölümüne istinaden bu durumun bir barış ihlali olarak yorumlana­cağını açıkladı. Karara uygun olarak, ikinci bir ateşkes yürürlüğe girdi.

Çatışmalar Ekim 1948 ve Mart 1949'da daha da arttı, bu arada İsrail, Arap Devleti'ne tahsis edilen bazı bölgelerin yönetimine de el koydu. 1950'de Ürdün, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'yı çözüm bulunana kadar resmi olarak kendi yetki alanı altına aldı.

Çarpışmalar, 750,000 kadar Filistinlinin kendi topraklarından koparıla­rak mülteci konumuna düşmesi sonucu ciddi boyutta bir insani kriz yarattı. Şubat ve Temmuz 1949 arasında, Birleşmiş Milletler gözetimi altında bir tarafta İsrail diğer tarafta Mısır, Ürdün, Lübnan ve Suriye arasında ateşkes anlaşmaları imzalandı[9]. Güvenlik Konseyi, 1949 Ağustos'unda, UNTSO gözlemcilerini ateşkesi denetlemek üzere görevlendirdi. Konsey kararlarına uygun olarak, UNTSO gözetmenleri Orta Doğu'da hala görevlerini sürdürü­yorlar[10].

Genel Kurul, 11 Aralık 1948'deki üçüncü olağan oturumda 194 (III) sa­yılı kararı ile Filistin sorununun çözüm yollarını belirledi.194 (III) sayılı karar ayrıca, Birleşmiş Milletler Arabulucusunun işlevlerini üzerine alacak üç üyeli bir Birleşmiş Milletler Filistin Uzlaştırma Komisyonu kurulmasını sağladı[11].

Komisyon'un Filistinlilerin dönüşü ve Kudüs'ün uluslararası bir yöne­time kavuşması adına daha sonra yaptıkları çabalar da başarısız oldu. İsrail 11 Mayıs 1949'da Birleşmiş Milletlere üye oldu. İsrail'in Birleşmiş Milletlerin üyesi olarak kabul edilmesinde en önemli rolü, bu ülkenin, Filistin sorunu­nun merkezinde yer alan 181 (II) ve 194 (III) sayılı kararları uygulayacağına dair verdiği söz oynamıştır.

1950 den 1967'ye kadar şiddet ve zorbalıkların hâkim sürdüğü ve Fi­listin sorunlarının çözülemediği bir dönem yaşandı ve bu sırada İsrail, Filis­tin'deki İngiliz Manda'sı altında olan tüm bölgeyi işgal etti. Ortadoğu'da 29 Ekim 1956 yılında İsrail'in, Mısır'a karşı askeri operasyonlara başlaması neti­cesinde silahlı çatışmalar tekrar başladı. Genel Kurul acil bir oturumla ateş­kes çağırısında bulundu ve kriz istilacı güçlerin bölgeden çekilmesiyle sona erdi[12] ve Birleşmiş Milletler Acil Gücü de (UNEF I) bölgeye konuşlanarak Birleşmiş Milletlerin ilk barışı gücü olarak tarihe geçti[13].

UNEF I, Genel Sekreter'e Mısır topraklarında ve Gazze Şeridi'nde ko­nuşlanan barış gücüne daha fazla rıza göstermeyeceğini bildiren Mısır'ın isteği üzerine Mayıs 1967'de geri çekildi. 5 Haziran 1967'de İsrail ile Mısır, Ürdün ve Suriye arasında gerginlikler başladı. Güvenlik Konseyi'nin talep ettiği ateşkes taraflarca kabul edilene kadar, İsrail askeri güçleri, Mısır'da Sina'yı, Gazze Şeridi'ni, Doğu Kudüs de dâhil olacak şekilde Batı Şeria'yı ve Suriye'de Golan Tepeleri'nin bir kısmını işgal etti[14].

1964'te Filistin'in çıkar ve isteklerinin gerçekleşmesini sağlamak için Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) kuruldu.

İsrail, 1973 yılının Ocak ayında Mısır ile Süveyş Kanalı ve Sina bölge­sinde, Suriye ile de Golan Tepelerinde savaşmaya başladı.

Bölgede savaş devam ederken, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat, Sov- yetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile doğrudan temas edip bu du­ruma askeri birlikleriyle müdahale ederek ateşkesi sağlamalarını istedi. Sov- yetler Birliği kabul ederken, Amerika Birleşik Devletleri iki süper Gücün ça­tışmanın ortasına konmasını kabul etmeyerek isteği geri çevirdi. Mısır'ın talebi üzerine, Güvenlik Konseyi 24 Ekim'de yeniden toplandı ve yeni bir barış gücü oluşturulması için bir karar alındı ve böylece de Birleşmiş Millet­lerin ikinci Acil Durum Kıtası (UNEF II) kuruldu.

Birleşmiş Milletler 1973 savaşının ardından Arap - İsrail çatışmasında uzun soluklu bir uzlaşmaya varmak için çabalarını iyice yoğunlaştırdı. Bir­leşmiş Milletler himayesinde ve Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devlet- leri'nin müşterek başkanlığı altında Aralık 1973'te Cenevre'de uluslararası bir barış konferansı yapıldı. Mısır, İsrail ve Ürdün konferansta temsil edildi fakat Suriye katılmayı reddetti. Üç görüşmeden sonra konferans süresiz olarak sona erdi ancak askeri bir çalışma ekibi aracılığı ile irtibatın devam etmesinde karar kılındı.

Çalışma ekibi Ocak 1974 ve Ekim 1975 tarihlerinde Mısır ve İsrail ara­sındaki çatışmanın kesilmesi için anlaşmalara varılmasında önemli bir rol oynamış, ayrıca İsrail ve Suriye arasında Mayıs 1974'te yapılan çatışmanın kesilmesi anlaşmasını da sağlamıştır. Bu anlaşmalar iki Birleşmiş Milletler barış gücünün desteği ile yerine getirilmiştir. Mısır ve İsrail ateşkesi kabul ettikten sonra UNEF II, askeri birliklerin geri çekilmesini denetlemiştir. Mayıs 1974'te başka bir anlaşma ile İsrail ve Suriye çatışmayı durdurma kararı imzaladılar. Bu da İsrail ve Suriye arasındaki anlaşmaları denetlemekle gö­revlendirilen Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü (UNDOF)[15]'nün ku­rulması yolunu açtı. Konsey UNEF'in görevini Temmuz 1979'a kadar düzenli aralıklarla yeniledi. UNDOF ise Golan Tepelerindeki görevini halen devam ettirmektedir.

1974 tarihinden itibaren Arafat liderliğinden Filistin Kurtuluş Örgütü- Gazze ve Batı Şeria'da Doğu Kudüs'ün başkenti olduğu bir devlet kurmaya çalışmıştır[16]. 1974'ten 1977'ye kadar uzlaşma sürecinin kaldığı yerden de­vam etmesini desteklemek için çeşitli düzeylerde çaba sarf edildi. 1977'nin başlarında Genel Sekreter Kurt Waldheim bir Orta Doğu ziyaretinin ardından Güvenlik Konseyi'ne taraflar arasındaki temel farklılıkların, Cenevre barış konferansının kaldığı yerden başlaması kararına engel olduğunu bildirdi.

1982 yılında İsrail Mısır ile anlaşarak Sina Yarımadası'ndan çekildi. Ancak Golan Tepeleri'nden çekilmedi. Buradaki sınırı BM birlikleri korumak­tadır. Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat İsrail ile yaptığı anlaşma sebebiyle İslamcı çevrelerce eleştirilmiş ve 06Ekim 1981 tarihinde İslami Cihad üyesi tarafından bir suikast sonucu öldürülmüştür[17].

06 Haziran 1982 tarihinde İsrail ordusu "Galilea İçin Barış Operasyo­nu" adı altında bir askeri harekâta başladı. Galilea İsrail kuzey bölgesine verilen addır. İsrail uçakları FKÖ'nün bürosunun bulunduğu Beyrut'u ve Gü­ney Lübnan'da bazı hedefleri bombaladı. Kara birlikleri de FKÖ militanlarına ve onları destekleyen Suriye birliklerine karşı savaş yürüttü. İsrail Ordusu FKÖ'yü Tunus'a kaçmaya zorladı. 16-18 Eylül 1982 tarihleri arasında Sabra ve Şatilla'da katliam yapıldı. 1985 yılında İsrail, Lübnan'daki işgal ettiği yer­lerden askerlerini çekti. Sadece güneyde Mayıs 2000 yılına kadar bazı birlik­ler güvenlik bölgesi oluşturmak üzere kalmıştı[18].

1988'de Arafat İki-Devlet modelini kabul etmiş ve BM Genel Kurulun­da terörizmi reddetmiştir. 1987'de Filistin'de işgal altında bulunan toprak­larda yıllarca sürecek başkaldırı (İntifada) başladı. İntifada'nın en etkin olan aracı ekonomik boykottu. Filistinliler İsrail mallarını satın almamaya başladı, Filistinli esnaf vergi ödemeyi reddetti. 1988 yılında İntifa ilk politik meyvesi­ni verdi. Ürdün Kralı Hüseyin, Batı Şeria'yı Filistinlilere devretti. Ardından 15 Kasım 1988 tarihinde FKÖ Filistin devletinin kurulduğunu ilan etti. Filistin devleti uluslararası ve bölgesel çatışmaları BMSözleşmesi'ne ve Güvenlik Konseyi kararlarına uygun olarak barışçıl yollarla çözmeyi kabul ettiğini ilan etti. Birçok devlet Filistin devletini tanımaya şart olarak Filistin'in İsrail'i tanıması şartını ileri sürdü. İsrail Filistin devletini tanımaktan çok uzaktı. İsrail hükümeti FKÖ ile konuşmayı kategorik olarak reddetti[19].

1991 yılındaMadrid'de toplanan konferansta ilk defa İsrail ve Filistin arasında direk görüşme yapıldı. Oslo'da pazarlığı yapılan ve 1993 yılında Washington'da imzalanan "Prensip Açıklaması" Filistin otonom idaresi için bir çerçeve oluşturmuştur. Çözümü zor olan problemler; sınırlar, Kudüs, Mülteciler ve Yerleşim Yerleri gibi sorunlar çözümsüz kalmıştı[20].

Bütün barış çabalarına rağmen İsrail'in devam eden yerleşim yeri aç­ma politikası ve Filistinli intihar bombacıları barışın ilerlemesine engel ol­maktadır. Her iki taraf arasında kalıcı bir çözüme ulaşılmadığı için 2000 gü­zünde ikinci İntifada hareketleri başladı[21].

Ekim 2000'de ise Filistin İntifa hareketinin yeniden başlaması ve Likud Partisi lideri Ariel Sharon'un İsrail Başbakanı olması neticesinde Şubat 2001'de İsrail ile Filistinliler arasındaki çatışmalar ve gerginlikler artış gös­terdi. Filistinli intihar bombacıların saldırıları ve İsrail'in misilleme saldırıları her iki tarafta çok sayıda insanın hayatına mal oldu.

Bunun üzerine 26.02.2002 tarihinde Suudi Arabistan'dan bir barış önerisi geldi. Bu öneri İsrail ile Arap devletleri arasında bir barış anlaşmasını öngörmekteydi. 1967 tarihinde işgal edilen yerlerden çekilmesi, Filistin göç probleminin çözülmesi, Doğu Kudüs'te bağımsız bir Filistin devletinin ilan edilmesi yer almaktaydı. Bu barış inisiyatifi Mart 2002 tarihinde Arap Birliği­nin resmi inisiyatifi olarak kabul edildi[22] .

2.     Güvenlik Konseyi Kararları

Güvenlik Konseyi 01 Nisan 1948 tarihinde S/RES/43 (1948) sayılı kara­rı aldı. Kararda taraflardan bütün şiddet eylemlerini derhal durdurmaları ve maddi kuvvet kullanmaktan içtinap etmeleriistendi[23].

Konsey 17 Nisan 1948'de ise talebini S/RES/46 (1948) sayılı kararıyla daha da somutlaştırmış ve bu kararında BM Sözleşmesi'nin 40. maddesine dayanmıştır[24]. Konsey 22Mayıs 1948 tarihinde S/RES/49(1948) sayılı karar­da yine aynı şekilde davranmıştır[25]. Güvenlik Konseyi yine 29.05.1948 tari­hinde aldığı S/RES/50(1948) sayılı karında BM Sözleşmesi'nin 40. maddesine dayanmıştır[26]. Bu kararda Konsey, tarafların verilen karara uymamaları halinde Sözleşme'nin VII. bölümünde kendisine verilen yetkilerini kullanaca­ğını ifade etmiştir. Her ne kadar 14.05.1948 tarihinde bölgedeki İngiliz Man­da yönetiminin sona ermesiyle İsrail devletinin kurulduğu açıklanmış ve akabinde ABD ve Sovyetler Birliği tarafından tanınmış olsa da, gerek 49 ve gerekse 50 sayılı Konsey kararları Yahudi ve Arap otoritelerine yönetilmişti.

15 Mayıs 1948 tarihinde Arap-İsrail Savaşı başladı. ABD konuyu bir ka­rar tasarısıyla 17 Mayıs 1948 tarihinde Güvenlik Konseyi'ne taşımıştır[27]. Bu karar tasarısında BM Sözleşmesi'nin 39 ve 40. maddelerine dayanılmaktay­dı. Tasarı, diğer üyelerin kabul etmemesi üzerine karara dönüşemedi. Hâl­buki gerçekte, uluslararası barış ve güvenliğin tehdit edildiği ya da bozuldu­ğu bir durum söz konusuydu[28]. Taraflar arasında BM Özel Temsilcisi Graf Bernadotte'nin[29] girişimiyle Haziran 1948'de ateşkes sağlandı.

Güvenlik Konseyi 15.07.1948 tarihinde verdiği S/RES/54 (1948) sayılı karara kadar BM Sözleşmesi'nin 40. maddesine göre birden fazla karar al­mıştır.

Güvenlik Konseyi S/RES/54 (1948) sayılı kararında barışın tehdit edil­diğinin tespitini yapmıştır. Bağımsızlıktan sonra kurulan geçici hükümet, ağırlıklı olarak bölgede Arap nüfusun olması sebebiyle, İsrail devletinin et­kinliği üzerinde tereddütler oluşturmuştu[30]. Bu durumda bölgedeki çatış­manın uluslararası mahiyeti üzerine kesin bir sonuca varmayı zorlaştırmıştır. Bu tereddüdün gittikçeartması Güvenlik Konseyi'nin barış tehdidi tespiti yaptığı kararlarının ilki olan S/RES/54 (1948) sayılı kararın alınması sonucunu doğurmuştur[31].

1948 Haziran ayında yapılan ateşkes antlaşması düzenli olarak ihlal edilmekteydi. Buna dayanan Güvenlik Konseyi, sınır aşan askeri saldırıları esas alarak başka bir konuya dayanmadan doğrudan barış bozulması duru­mu tespiti yaptı. S/RES/54 (1948) sayılı Konsey kararı çok az sayıdaki Konsey kararları gibi 40. maddeye dayanmaktadır. Konsey kararında "call upon" tabirini kullanmamış, daha sert bir ifade olan "order" kelimesini kullanmış­tır. "Order" kelimesi alınan kararın bağlayıcılığı hususunda herhangi bir te­reddüde yer bırakmamaktadır[32].

Güvenlik Konseyi daha sonraki kararlarında, bütün şartlar yerine gel­miş olmasına rağmen herhangi bir barış bozulma tespiti yapmamıştır. Ancak BM Sözleşmesi'nin 41 ve 42. maddelerine göre yaptırım kararları almış­tır.Konseyi'n 54 (1948) sayılı kararına daha sonraki kararlarda birçok defa atıfta bulunulmuştur[33].

17 Eylül 1948 tarihinde, BM özel temsilcisinin suikast ile öldürülme­sinden sonra Güvenlik Konseyi 19.10.1948 tarihinde S/RES/59 (1948) sayılı kararı almıştır. Bu kararda taraflara, S/RES/54 (1948) sayılı kararı ve BM personelinin korunması hususundaki sorumlulukları hatırlatılmıştır[34].

Güvenlik Konseyi'ni bu karardan yaklaşık bir ay sonra 16.11.1948 ta­rihinde aldığı S/RES/62 (1948) sayılı kararıyla S/RES/54 (1948) sayılı kararın kapsamını genişletmiştir. Konsey S/RES/62 (1948) sayılı kararda tekrar BM Sözleşmesi 40. maddesine dayanmış ve taraflardan anlaşma için derhal mü­zakerelere başlamalarını talep etmiştir[35]. Güvenlik Konseyi'nin kararında bağlayıcı bir dil kullanmaması dikkat çekicidir[36].

16-17 Mart 1962 'de İsrail'in Suriye'ye saldırısı üzerine Güvenlik Kon­seyi 09 Nisan 1962 tarihinde S/RES/171 (1962) sayılı kararı aldı. Bu kararda, Konsey BM Sözleşmesi'nin 2/4 maddesine dayanmış[37]ve saldırının ateşkes anlaşmasını ihlal ettiğinin tespitiniyapan 111 (1956) sayılı karara[38] atıfta bulunarak, 16-17Mart 1962 saldırılarının açıkça uluslararası hukuk ihlali teşkil ettiği değerlendirmesini yapmıştır[39]. Bu kararın içeriğinden BMSözleşmesi'nin 40. maddesine göre hareket edildiği sonucuna varmak mümkün değildir[40].

S/RES/111 (1956) sayılı kararın aksine, S/RES/171 (1962) sayılı karar artık direk S/RES/54 (1948) sayılı karara[41] atıfta bulunmamakta, aksine sadece dolaylı olarak bu karara atıfta bulunmaktadır. Bu çekingen davranı­şın sebebi Mısır'ın 1955 yılında Sovyetler Biriliği'yle yaptığı silah alım söz­leşmesiyle birlikte bu uyuşmazlığın artık Doğu-Batı çatışmasına dönüşmüş olmasıdır.

Süveyş Kanalı krizi ABD ve Sovyetler Birliğinin baskısı neticesinde ba­rışla neticelendikten ve 1956'da UNEF I kurulduktan sonra sadece S/RES/171 (1962) sayılı karar hariç olmak üzere, Konsey Filistin sorunu üze­rine herhangi bir karar almamıştır. Birçok karar tasarısı da karara dönüşe- memiştir.

S/RES/228 (1966) sayılı kararla Güvenlik Konseyi İsrail ve Ürdün ara­sında varılan genel ateşkes anlaşmalarının ve BM Sözleşmesi'nin ihlallerini kınamıştır. Tekrarı halinde yaptırımlar uygulayacağını bildirmiştir[42]. Bu ka­rar doğrudan İsrail'e yönelik alınmıştı ve İsrail'in 13Kasım 1966 tarihinde Ürdün'e yaptığı saldırıları kınamaktaydı. Ancak yine bu kararda da BM Söz- leşmesi'nin 39. maddesine göre bir tespit yapılmamıştır[43].

6-Gün-Savaşı'nın başlamasından 1 gün sonra 06.06.1967 tarihinde Güvenlik Konseyi S/RES/233 (1967) sayılı kararı aldı. Kararda Orta Doğu'daki durumbarışıtehdit edici bir durum olarak nitelendirilmiştir[44] ve taraflardan derhal ateşkes ilan etmelerini istemekle yetinilmiştir. Karar metni açıkça BM Sözleşmesi'nin 40. maddesine göre bir tedbir öngörmemektedir[45]. Olayda BM Sözleşmesi'nin 39. maddesine göre bir barış tehdidi yapılmamıştır. Hâl- bukiortada fiilen bir savaş durumu vardır. Konsey tartışmasız bir şekilde 39. maddeye göre "barışın bozulması" tespiti yapabilirdi[46].

Bu karardan bir gün sonra alınan S/RES/234 (1967) sayılı karar met­ninden ise açıkça BM Sözleşmesi'nin 40. maddesine göre hareket edildiği anlaşılabilmededir[47]

Ateşkes güvenceye alındıktan sonra, Güvenlik Konseyi, 14 Haziran 1967 tarihinde aldığı S/RES/237 (1967) sayılı kararla İsrail'den askeri ope­rasyonların gerçekleştiği bölgelerdeki halkın emniyet, refah ve güvenliğini sağlamasını[48], savaş sırasında dahi insan haklarına riayet edilmesi[49] ve yerlerinden yurtlarından çıkartılan kişilerin geri dönüşlerini kolaylaştırmasını istedi. İlgili devletlerden, 1949 yılında imzalanan 4. Cenevre Sözleşmesi'nde belirtildiği üzere savaş döneminde sivil kişilerin korunmasını sağlayan insani ilkelere titizlikle saygı göstermeleri talep edildi[50]. Ayrıca İsrail hükümetin­den, askeri operasyonların yapıldığı yerlerde bulunan sivil halkın emniyet ve güvenliklerinin sağlanması istenmiştir[51].

Savaşın başlamasının ardından toplanan 5.özel oturumda Genel Ku­rul, Hükümetleri ve uluslararası organizasyonları savaştan etkilenenlere acil insani yardıma çağırdı. Kurul, İsrail'den geri adımatmasını, Kudüs'ün statü­sünü değiştirecek düzenlemeler yapmaktan vazgeçmesini istedi.

14.06.1967 tarihinde alınan S/RES/237 (1967) sayılı kararda insancıl hukuka[52] ilişkin hükümler yer almaktadır. Ancak bu karar da BM Sözleşme­si'nin VII. bölümünde dayanılarak alınmamıştır.

Güvenlik Konseyi pek çok müzakereden sonra 22 Kasım 1967'de Orta Doğu'da barışçıl bir ortam için gereken ilkeleri sıralayan S/RES/242 (1967) sayılı kararı oy birliği ile kabul etti. Karar, adil ve uzun soluklu bir barışın tesisiiçin; İsrail silahlı kuvvetlerinin son çatışmada işgal edilen bölgelerden çekilmesininve tümiddialardan vazgeçmesinin ve çatışmaya mahal verecek davranışlardan kaçınmasının ve egemenlik, toprak bütünlüğüne ve bölgede­ki her devletin siyasi bağımsızlığına ve barış içinde, her türlü tehditten ve şiddet hareketinden uzak, güvenli ve kabul edilen sınırlar içinde yaşama hakkına saygı duyulmasının şart olduğunu ifade etmektedir[53].

Kararda Konsey ayrıca, bölgedeki her Devletin toprak bütünlüğüne saygı duyulmasını ve "mülteci sorununa da adil bir çözüm bulunmasını" istedi[54].

Mısır ve Ürdün S/RES/242 (1967) sayılı kararı kabul etti ve müzakere­lere başlamak için İsrail'in 1967 savaşında işgal ettiği bütün topraklardan çekilmesini ön şart olarak koştular. İsrail de Güvenlik Konseyi'nin kararını kabul ederek geri çekildi ve mülteciler meselesinin ancak Arap Devletleri ile doğrudan görüşmelerle ve kapsamlı bir barış anlaşmasının neticesinde çözü­lebileceğini vurguladı. Suriye ise bu kararı, İsrail'in çekilmesinin Arap ülkele­rinden beklenen bazı tavizlere bağlandığı gerekçesiyle kabul etmedi. 1964'te Filistin'in çıkar ve isteklerinin gerçekleşmesini sağlamak için oluşturulan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) de Filistin sorununu bir mülteci problemine indirgediğini söyleyerek kararı şiddetle eleştirdi.

Güvenlik Konseyi S/RES/242 (1967)sayılı karardasavaş yoluyla ülke kazanmanın hukuken geçersizliğini ve bölgedeki her devletin güvende yaşa­yabileceği adil ve devamlı barış için çalışmanın gerekliliğini vurgulamıştır[55]. Konsey kararında, BM Sözleşmesi'nin temel ilkelerinin gerçekleştirilebilmesi ve adil ve kalıcı bir barışın Orta doğuda sağlanması; ancak İsrail'in son ça­tışmalarda işgal ettiği topraklardan çekilmesi[56], savaş durumunun sona erdirilmesi, bölgedeki devletlerin ülke bütünlüğünün, sınırlarının tanınması ve devletlerin bağımsızlığının tanınması ve her bir devletin halklarının saldırı fiilinden uzak bir şekilde barış içinde yaşamasıyla mümkün olacağını dile getirilmiştir[57].

Ayrıca devletlerden bölgedeki uluslararası sularda gemilerin serbest­çe geçmelerinin sağlanması[58] ve mülteci problemine adil bir çözüm oluş­turmaları talep edilmektedir[59].BM Genel Sekreterinden, taraflar arasında bu karar uygun bir uzlaşı sağlamak için Orta Doğuya özel temsilcisini gön­dermesi talep edilmiştir[60].

S/RES/248 (1968) sayılı kararda Güvenlik Konseyi İsrail'in ateşkesi ih­lal etmeye devam etmesi halinde başka diğer yaptırımlar uygulanacağını bildirmiştir[61].

Bu kararlardan sonra Güvenlik Konseyi tarafından BM Sözleşmesi'nin 39. maddesine yakınlaşan bazı başka kararlar da alınmıştır. Bölgede askeri saldırılar ve savaşların devam etmesi sebebiyle barış tehdidinin kabul edil­mesi kural olarak mümkündür.

İsrail, 1973 yılının Ocak ayında Mısır ile Süveyş Kanalı ve Sina bölge­sinde, Suriye ile de Golan Tepeleri'nde savaşmaya başladı. Çatışmalar kritik bir noktaya gelince, Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri müşterek olarak Güvenlik Konseyi'nin acilen toplanmasını talep ettiler. 22 Ocak 1973'te Güvenlik Konseyi S/RES/242(1967) sayılı kararı teyit eden ve "Orta Doğu'da adil ve daimi bir barış"a odaklanan görüşmeler için çağrıda bulunan S/RES/338 (1973) sayılı kararı aldı.

Güvenlik Konseyi 22 Ekim 1973 tarihinde 338 (1973) sayılı kararla ta­raflardan 12 saat içinde çatışmaları ve askeri aktiviteleri durdurmalarını talep etmiştir[62]. Bunun yanında taraflardan Güvenlik Konseyi'nin S/RES/242(1967) sayılı kararını bütünüyle yerine getirmeleri istenmiştir[63]. Konsey yine bu kararda taraflardan Orta Doğu'da adil ve kalıcı bir barış için görüşmelere başlamalarını talep etmektedir[64].

Güvenlik Konseyi bu karardan bir gün sonra, 23 Ekim 1973 tarihinde S/RES/339 (1973) sayılı kararı aldı. Bu kararla Konsey, ateşkes çağrısını yeni­lemiş ve Genel Sekreterden Birleşmiş Milletler gözlemcilerini derhal bölgeye yollaması istemiştir.

Güvenlik Konseyi S/RES/476(1980) sayılı kararında daha önceki verdi­ği kararlarındaki[65] Kudüs'ün statüsündeki değişiklikle ilgili görüşünü yine­lemiş[66] ve böyle bir hareketin kabul edilemez olduğunu ifade etmiştir[67]. Bu şekilde ki bir tespit ancak BM Sözleşmesi'nin 40 ve 41. maddeleri kapsamın­da söz konusu olabilir. Ancak bu kararda da böyle bir tespit yapılmamıştır.

Konsey kararda sadece İsrail'in önlemlerinin Ortadoğu'da kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışın önünde ciddi bir engel teşkil edeceğini ifade etmekle yetinmiştir[68]. Konsey bu karara İsrail tarafından uyulmaması halinde, BM Sözleşmesi'nin ilgili maddelerine dayanarak, karara tamamıyla uyulmasını sağlayacak yollararanacağıhususunda kararlılığını ifade etmiştir[69].

Güvenlik Konseyi S/RES/476(1980) sayılı kararda İsrail'in kuvvet kul­lanarak toprak elde etmesinin kabul edilmez olduğunu ifade etmiş[70], Ku­düs'ün statüsünün değiştirilmesine yönelik, İsrail Hükümetinin hukuksal düzenlemesinin geçersiz olduğu[71] belirtilmiştir. Güvenlik Konseyi İsrail'in Kudüs'ün statüsünü değiştiren kararını ve bu yoldaki hedeflerini tanımadığı­nı ifade etmişitr[72]. Konsey İsrail tarafından S/RES/476 (1980) sayılı karara uyulmaması halinde, bu kararın bütünüyle uygulamasının garanti altına alınması için gerekli yöntem ve yolların incelenmesi hususunda kararlılığını bildirmiştir[73]. İsrail hükümetinin bu davranışınınOrtadoğu'da geniş, kalıcı ve adil bir barışın sağlanmasına ciddi bir engel teşkil ettiği vurgulanmıştır[74]

Güvenlik Konseyi 20 Ağustos 1980 tarihinde S/RES/478 (1980) sayılı kararı almıştır. Bu kararda Konsey, İsrail hükümetinin Kudüs'ün statüsünü değiştiren hukuki düzenlemelerinin geçersiz ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu[75] ve İsrail hükümetinin bu davranışınınOrtadoğu'da geniş, kalıcı ve adil bir barışın sağlanmasına ciddi bir engel teşkil ettiğini tespitet- miştir[76].

Bu kararda, İsrail'in S/RES/476 (1980) sayılı karara rağmen İsrail'in Ku­düs'ün statüsünün değiştirilmesine yönelik hukuksal düzenlemesini yürürlük­ten kaldırmayarak 476 (1980) sayılı kararı ihlal ettiğinin tespiti yapılmakta­dır[77]. Konsey bu kararda, İsrail'in 476 (1980) sayılı karara uymasını sağlamak

amacıyla ve bu kararın bütünüyle uygulamasının garanti altına alınması için gerekli yöntem ve yolların inceleneceği tehdidinde bulunmuştur[78].

14 Aralık 1981 tarihinde İsrail Parlamentosu, İsrail'in 1967'de 6-Gün- Savaşı sırasında işgal ettiği Golan Tepelerini ülke topraklarına katma kararı aldı. Bunun üzerine 17Aralık 1981 tarihinde toplanan Güvenlik Konseyi S/RES/497(1981) sayılı kararı aldı. Bu kararda Konsey İsrail'in bu ilhak kara­rını geçersiz saydı ve İsrail Parlamentosunun kararının geri alınmasını talep etti[79]. Kararda eğer İsrail bu karara uymazsa başka yaptırımlar uygulanacağı ifade edildi. Ancak kararda yine barış tehdidi tespiti yapılmamıştır. Genel Kurul bu kararı bağlayıcı olarak nitelemiştir[80]. 20.01.1982 tarihinde İsrail Parlamentosunun kararı hakkında Ürdün temsilcisi tarafından karar tasarısı sunuldu. Bu tasarı içinde barış tehdidi tespiti de yapılmaktaydı[81]. Bu karar tasarısı reddedildi.

Daha sonra Güvenlik Konseyi S/RES/500(1982) sayılı kararı almıştır. Bu kararda Genel Kurul olağanüstü toplantıya çağrılmaktaydı[82].Genel Kurul 16.12.1982 tarihinde verdiği kararla İsrail'in Golan Tepeleri'ni ilhakını saldırı fiili olarak değerlendirmiştir[83].

1980'li yıllarda işgal edilen topraklarda İsrail'in uluslararası hukuk ihlal­lerini ve bu yerlerdeki politikalarını kınayan ve ABD'nin vetosu sonucunda karara dönüşemeyen birçokkarar tasarısı sunulmuştur[84]. ABD'nin bu politika­sı Körfez Krizi sırasında Saddamkarşıtı Arap Koalisyonunu kızdırmamak için bir müddet değişmiş gibi göründü. 12.10.1990 tarihinde S/RES/672(1990) sayılı kararı alan Güvenlik Konseyi, Orta Doğu kriziyle ilgili esaslı bazı kararlara atıf­larda bulundu[85].

08.10.1990              tarihinde İsrail'in birçok Filistinliyi kuvvet kullanımı sonu­cunda öldürmesi ve yaralaması olayından sonra, İsrail'i çok açık bir şekilde kınanmış ve yeniden 1949 tarihli Savaşta Sivillerin Korunmasına Dair Söz­leşmeye uygun davranması hatırlatılmıştır. İsrail'in bu kararı reddetmesin­den sonra 24.10.1990 tarihli S/RES/673(1990) sayılı kararlar İsrail uyarıldı. Bu kararlarda Konsey Cenevre Sözleşmesi'nin ihlali ve uygulamasıyla ilgili hukuksal tespitler yapmıştır[86].

18.05.1991              tarihinde dört Filistinlinin sürgün edilmesi üzerine Güven­lik Konseyi 24.05.1991 tarihinde S/RES/694 (1991) sayılı kararı aldı. Bu ka­rarda Konsey yeniden 12.08.1949 tarihli Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin ihlal edildiği tespiti yaptı[87]. 06.01.1992 tarihindealınan S/RES/726 (1992) sayılı ve 18.12.1992 tarihinde alınan S/RES/799(1992) sayılı kararlarda aynı şekilde cereyan etmiştir[88].

12.03.2002 tarihinde Ramallah'ın ve bazı Filistin mülteci kamplarının İsrail askerlerince işgalinden bir gün sonra, ABD'nin inisiyatifiyle Güvenlik Konseyi 12.03.2002 tarihinde S/RES/1397 (2002) sayılı kararı aldı. Bu karar­da ilk defa, bölgede İsrail ve Filistin devletlerinin sınırları belirli bir şekilde, yan yana güven içinde yaşayacakları vurgulanmıştır[89]. Kararda uluslararası insancıl hukuka riayet edilmesinin zorunluluğu dile getirilmiş ve Suudi Ara­bistan'ın barış inisiyatifi övülmüştür. Konsey kararın bu kısmında bağlayıcılı­ğı ifade eden ve BM Sözleşmesi'nin VII. bölümündeki yetkileri ima eden "demand" kelimesini kullanmıştır. Konsey, terörist eylemler dâhil olmak üzere şiddet eylemlerinin, provokasyon, kışkırtma ve yıkımın derhal sona erdirilmesini talep etmiştir[90] [91].

Aynı talep bağlayıcı olarak511 S/RES/1402 (2002) sayılı kararda tekrar­lanmıştır. Yine 04.04.2002 tarihinde S/RES/1403 (2002) sayılı kararla Konsey kararının derhal uygulanması istenmiştir.

Bağlayıcı olarak kabul edilmeyen S/RES/1405 (2002) sayılı karardan sonra Konsey S/RES/1435 (2002) sayılı kararı aldı. Bu kararda S/RES/1402 (2002) ve S/RES/1403 (2002) sayılı kararlarda kullanılan ifadeler kullanılmıştır. Konsey S/RES/1435 (2002) sayılı kararda, tarafların karşılıklı kuvvet kullanımı­nı, Filistin Başkanın merkezinin işgalini, Filistin'deki acil insani yardım duru­munu ve uluslararası insancıl hukuk ihlallerini nazara sunmuş ve İsrail'den birliklerini derhal geri çekmesini istemiştir. Ayrıca kararda her iki taraftan derhal kuvvet kullanmayı durdurmaları bağlayıcı olarak talep edilmiştir. Yine 2000'li yıllarda alınan kararlarda da geçmişte olduğu gibi Konsey tarafından açıkça barış tehdidi tespiti yapmaktan kaçınılmıştır.

Güvenlik Konseyi S/RES/1860 (2009) sayılı kararında taraflara S/RES/242 (1967), S/RES/338 (1973), S/RES/1397 (2002), S/RES/1515 (2003) ve S/RES/1850 (2008) sayılı kararlarını hatırlatmış ve Gazze'nin 1967'de işgal edilen toprakların ayrılmaz bir parçası olduğunu ve bu toprakların Filistin Devleti'nin bir parçası olduğunu vurgulamıştır[92]. Kararda sivillerin emniyet ve güvenliğinin sağlanmasının önemi vurgulanmıştır. Konsey, Filistin'de kuv­vet kullanımının yaygınlaşmasından ve durumun giderek daha da kötüleş­mesinden, özellikle çok sayıda sivil halkın olaylardan dolayı can ve mal kay­bına uğramasından endişe duyulduğunu ifade etmiştir. Konsey Yahudi ve Arap ayrımı yapmaksızın sivil halkın korunması gerektiğini dile getirmiştir[93]. Kararda Gazza'daki insani krizin kötüleşmesinin endişe verici olduğu dile getirilmiştir. Konsey Gazza'da kişi ve mal dolaşımının devamlı ve düzenli olarak sağlanmasının gereğini vurgulamıştır. Ayrıca Ortadoğu BM Mülteciler İçin Yardım (UNRWA)'nın Gazza'daki insani ve ekonomik yardımdaki önemli rolünün kabul edildiği belirtilmiş ve İsrail-Filistin sorununun ancak barışçı yollarla çözülebileceği hatırlatılmıştır[94]. Kararda bölgedeki halkların devlet­lerinin uluslararası tanınmış sınırlar içinde barış içinde birlikte yaşayabile­cekleri gerçeğinin önemi vurgulanmıştır.

Konsey bölgede kapsamlı ve devamlı ateşkes sağlanmasını ve İsrail'in Gazze'den birliklerinin tamamen çekilmesini talep etmiştir[95]. Konsey bütün Gazze'nin her yerinde insani yardım malzemelerinin, gıda maddelerinin ve yakıt maddelerinin temin edilmesinin ve dağıtılmasının engellenmemesi ve tıbbi tedavilere engel olunmaması, her türlü kuvvet kullanımından kaçınıl­masının gerekliliği üzerinde durmuştur. Konsey bu kararda sivil halka yönelik düşmanca hareketleri ve her türlü terörist hareketleri kınamaktadır[96].

Güvenlik Konsey'i bölgede İsrail ve Filistin'den oluşan iki demokratik devletin birlikte varlıklarını sürdürebilecekleri bir vizyona sahip, kapsamlı bir barışın sağlanması için taraflardan ve uluslararası toplumdan acil çabalar harcamasını talep etmiştir. Her iki devletin yan yana S/RES/1850 (2008) sayılı kararla belirtilen sınırlar içinde barış içinde yaşamaya çabalamaları talep edilmektedir[97].

3.     Kararların Değerlendirilmesi

BM'nin kuruluşuyla beraber başlayan Orta Doğu krizi günümüzde de bir çözüme ulaşmış değildir. Güvenlik Konseyi hiçbir kriz hakkında bu kriz kadar çok karar vermemiştir. Bu kadar çok karara ve bir o kadar da uluslara­rası hukuk ihlallerine rağmen, sadece S/RES/54 (1948) sayılı kararda barış tehdidi tespiti yapılmış olması da düşündürücüdür. Orta Doğu Krizi hakkın- daki birçok Güvenlik Konseyi kararında daha çok İsrail ve komşularını yargı­lamaktadır.

50'li yılların ortalarına kadar kriz Doğu-Batı bloğuçatışmasının içinde, yuvarlak ifadelerle bilerek geçiştirilmiştir. Bu kriz hakkında açık ifadeler içe­recek şekilde karar alınmasının mümkün olmadığı ileri sürülmüştür. Güven­lik Konseyi'nin Ortadoğu krizindeki uygulaması BM'nin kuruluşundan bu yana, BM Sözleşmesi'nin VII. bölümünün uygulamasına yönelik olarak çeliş­kiler ve kusurlara örnek teşkil etmektedir[98]. BM Güvenlik Konseyi'nin bu kararlarına en azından barış tehdidini temel yapmış olması gerekmektedir. Orta Doğu krizinde, ABD'nin İsrail ve zaman zaman Sovyetler Birliği'nin Mısır yanlısı tavır alışlarından dolayı bu yapılamamıştır. Bu kararların büyük bir kısmı, karar metinlerinden anlaşıldığı kadarıyla, hukuki bağlayıcı karaktere sahiptir. Ancak ilgili maddelere de açıktan atıfta bulunulmamıştır.

Birçok karar tasarısı ABD'nin veto kullanması sebebiyle karara dönü- şememiştir. Çünkü ABD bu kararların İsrail'in aleyhine olacağını düşünmek­teydi. Aynı şekilde Güvenlik Konseyi'nin BM Sözleşmesi'nin VII. bölümü çer­çevesinde hareket ettiği zamanda sistemaBD tarafından işletilmemiştir. ABD, Doğu-Batı krizi sona erdikten sonra bile konu hakkında ne kadar has­sas olduğunu 18.03.1994 tarihinde[99] S/RES/904 (1994) sayılı kararın oyla­ması sırasında göstermiştir. ABD kararın her paragrafını oylamaya sunmuş ve giriş kısmındaki iki paragrafta çekimser kalmıştır[100]. Bunun gibi, 90'lı yıl­larda İsrail'i sadece uyaran kararlarda bile çekimser oy kullanmıştır.

Güvenlik Konseyi kararlarında, BM Sözleşmesi'nin 40 ve 41. Madde­ler, temel alınarak hareket etmiştir. Bunu yaparken de yine açıkça değil ima yoluyla bu maddelere dayanmış olması da ayrıca dikkat çekici bir husustur. Kararlarda seçilen ifadelerden de bazen soyut bir şekilde barış tehdidi tespi­ti yaptığı söylenebilir[101]. Konsey açıkça barış tehdidi tespiti yapmaktan çe­kinmektedir. Herhale içinde bulunulan siyasi dengeler bu şekilde formüller kullanmaya imkan sağlamaktadır. Yoksa,Konseyi'n bu davranışınının nede­nini, uluslararasıhukuk kuralları çerçevesinde, hukukun genel ilkeleri ve uluslararası toplumun asırları aşan hukuk anlayışı içinde anlamak mümkün değildir.

Açıkça barış tehdidi tespiti yapılmayan bir kararın içeriğinden ve ele alınan fiile yönelik kararda öngörülen hukuki neticelerden hareketle, kararın BM Sözleşmesi'nin VII. bölümündeki yetki kullanılarak alındığı şeklinde bir yorum yapılabilmesi, eğer sözkonusu krizindiğer sebeplerin yanısıra, ayrıca sınır aşan askeri etkileri de varsa kural olarak mümkündür.

Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu kriziyle ilgili verdiği kararlar genel ola­rak incelendiğinde aşağıdaki başlıkları kararına dayanak yaptığı tespsit edi­lecektir:

-       Ateşkesin ihlali[102],

-       Silahlı saldırılar[103],

-       İşgal edilen bölgedeki idari eylemler[104],

-       Cenevre Sözleşmesi'nin ihlali[105],

-       BM Sözleşmesi'nin ihlali[106],

-       Uluslararası hukuk ihlalleri[107],

-       Güvenlik Konseyi'nin eski kararlarının ihlal edilmesi[108],

-       BM personeline saldırı[109].

Bütün bu sayılan ihlaller normalde Güvenlik Konseyi'nin diğer krizler­deki uygulamalarına bakıldığında en ağır yaptırımlara, hatta bazen de askeri müdahalelere hukuki dayanak teşkil etmiştir. Ancak, bu krizde açıktan barış tehdidi bile yapılmamış olması, uluslararası hukukun veto hakkıyla işlemesi­nin engellendiğinin önemli örneklerinden birisidir.

 


[1]    Filistin meselesine dair tarihsel sürece ilişkin geniş bilgi için bkz. http://www.unicankara.org.tr/filistin/1 .html (02.03.2010)

[5]   Jewish Agency

[6]    Frowein, de facto-Regime, s. 41

[7]   UN-Doc.A/RES/181 (1947)

[8]   UN-Doc.S/RES/ 50 (1948)

[10]  UNTSO hakkında daha fazla bilgi için bkz. http://www.un.org/en/peacekeeping/missions/untso/focts.shtml (02.03.2010)

[18]  http://www.bpb.de/themen/0Q1QI2,0,Vom_JomKippurKrieg_bis_zum_LibanonKrieg.html (15.03.2011)

[19]    http://www.bpb.de/themen/CFBREAA0, Die_Erste_Intifada_und_das_Friedensabkommen_von_Oslo.html (15.03.2011)

[20]    http://www.bpb.de/themen/CFBREA,0,0, Die_Erste_Intifada_und_das_Friedensabkommen_von_Oslo.html (15.03.2011)

[21]    http://www.bpb.de/themen/CFBREA,0,0, Die_Erste_Intifada_und_das_Friedensabkommen_von_Oslo.html (15.03.2011)

[22]    Konu hakkında bkz. Frische Weltalmanach, 2003, Spalten 402 - 406.

(23)   White, burada Güvenlik Konseyinin bağlayıcı olmayan bir kararının sözkonusu olduğunu dile getir­miştir, White, s. 76

[24]    UN-Doc. S/RES/46 (1948)-1.op.para:„calls upon all persons ... to take immediately, without prejudice to their rights, claims or positions, ... the following measures:" .

[25]  Schaefer, s. 60.

[26]    Fink, Udo: Kollektive Friedenssicherung. Kapitel VII UN-Charta in der Praxis des Sicherheitsrates der Vereinten Nationen, Frankfurt, 1999, s. 910.

[27]  Güvenlik Konseyi 293. Oturum

[28]  Schaefer, s. 61

[29]  1 7.Eylül 1948 yılında suikast sonucu öldürülmüştür.

[30]    Bu tereddüt hakkında bkz.Kooijmans, Peter F.L: The Enlargement of the Concept "Threat to the Peace", in Academie de droit international de la Haye (Hrsg.), Le developpement du röle du Conseil de Secunte/The Development of the Role of the Security Council, Kolloquium, Den Haag, 21. bis 23. Juli 1992, Dordrecht/Boston/Lancaster, s. 113, Ayrıca bu konu hakknıda bkz. Arntz, s. 76 vd., ve Fink, 1999, s. 175.

[31]  UN-Doc. S/RES/54 (1948)-1 .op.para: “Determines that the situation in Palestine constitutes a threat to the peace within the meaning of Article 39 of the Charter of the United Nations;”

[32]    UN-Doc. S/RES/54 (1948) -2.op.para:“Orders the Governments and authorities concerned, pursuant to Article 40 of the Charter, to desist from further military action and to this end to issue cease-fire orders to their military and paramilitary forces, to take effect at a time to be determined by the Mediator, but in any event not later than three days from the date of the adoption of this resolution ;

[33]    UN-Doc.S/RES/56 (1948), S/RES/59 (1948), S/RES/61 (1948), S/RES/62 (1948), S/RES/66 (1948), S/RES/73 (1949), S/RES/92 (1951), S/RES/93 (1951), S/RES/101 (1953), S/RES/106(1955), S/RES/111 (1956).

[34]  UN-Doc.S/RES/59 (1948) 5. op. para.: „determines, pursuant to its resolutions 54... and 56..., that the Governments and authorities have the duty...".

[35]  UN-Doc.S/RES/62 (1948) -2.op.para:„calls upon" „to seek agreement forthwith, by negotiations...”

[36]    Frowein, in: Simma Charta der Vereinten Nationen, Kommentierung zu Art. 40, s. 574 vd; Malanczuk, Peter: Humanitarian Intervention and the Legitimacy of the Use of Force, Amsterdam 1993 s. 44

[37]  UN-Doc. S/RES/171 (1962) para.1

[38]    UN-Doc. S/RES/111 (1956) -3.op.para: “Condemns the attack of 11 December 1955 as a flagrant violation of the cease-fire provisions of its resolution 54 (1948), of the terms of the General Armis- tice Agreement between Israel and Syria, and of Israel's obligations under the Charter of the United Nations;”

[39]    UN-Doc. S/RES/171 (1962) -3.op.para:” Determines that the Israel attack of 16-17 March 1962 constitutes a flagrant violation of that resolution, and calls upon Israel scrupulously to refrain from such action in the future;

[40]    Conforti, BM Sözleşmesi'nin 39. maddesi çerçevesinde tavsiye nitelikli bir karar olduğunu ifade etmiştir” Bkz.Conforti, s. 181.

[41]    UN-Doc. S/RES/111 (1956) -3.op.para: “Condemns the attack of 11 December 1955 as a flagrant violation of the cease-fire provisions of its resolution 54 (1948), of the terms of the General Armis- tice Agreement between Israel and Syria, and of Israel's obligations under the Charter of the United Nations;

[42]    UN-Doc. S/RES/228 (1966) -3.op.para:“steps as envisaged in the Charter to ensure against the repetition of such acts "

[43]  Böyle bir tespit sadece dolaylı olarak yapılmıştır. Bkz.Conforti, s. 181.

[44]    UN-Doc. S/ReS/233 (1967)-3.pr.para:„menacing situation in the Near Eaest”. Bu ifade İngilizce barış tehdidi için kararlarda kullanılan “threat” gibi açıkça barış tehditi tespiti yapıldığını ifade etme­mektedir.

[45]  Conforti, s. 184.

[46]  Schaefer, s. 65

[47]  Konsey bu kararda yine İngilizce metindeki “treat” kelimesi yerine “menacing” kelimesini kullanmıştır.

[48]    UN-Doc. S/RES/237 (1967) -1.pr.para: “Considering the urgent need to spare the civil populations and the prisoners of the war in the area of conflict in the Middle East additional sufferings,”

[49]    UN-Doc. S/RES/237 (1967)-2.pr.para: “Considering that essential and inalienable human rights should be respected even during the vicissitudes of war,”

[50]  UN-Doc. S/RES/237 (1967) -3.pr.para: “Considering that all the obligations of the Geneva Convention relative to the Treatment of Prisoners of War of 12 August 1949470 should be complied with by the parties involved in the conflict,”

[51]  UN-Doc. S/RES/237 (1967)-1.op.para:“Calls upon the Government of Israel to ensure the safety, welfare and security of the inhabitants of the areas where military operations have taken place and to facilitate the return of those inhabitants who have fled the areas since the outbreak of hostilities”

[52]    UN-Doc. S/RES/237 (1967)-2.pr.para:„... essential and inalienable human rights should be respected even during the vicissitudes of war."

[53]    UN-Doc. S/RES/242, (1967)-1 .op.para: “Affirms that the fulfillment of Charter principles requires the establishment of a just and lasting peace in the Middle East which should include the application of both the following principles:

  1. Withdrawal of Israel armed forces from territories occupied in the recent conflict;
  2. Termination of all claims or states of belligerency and respect for and acknowledgement of the sovereignty, territorial integrity and political independence of every State in the area and their right to live in peace within secure and recognized boundaries free from threats or acts of force;

[54]  UN-Doc. S/RES/242, (1967)-2.op.para: “Affirms further the necessity:

  1. For guaranteeing freedom of navigation through international waterways in the area;
  2. For achieving a just settlement of the refugee problem;
  3. For guaranteeing the territorial inviolability and political independence of every State in the through measures including the establishment of de-militarized zones;[55]    UN-Doc. S/RES/242, (1967)-2.pr.para: “Emphasizing the inadmissibility of the acquisitioof territory by war and the need to work for a just and lasting peace in which every State in the area can live in security,”[56]    UN-Doc. S/RES/242, Par 1(İ) (1967)-1/i.op.para:“Withdrawal of Israel armed forces from territories occupied in the recent conflict;”

[57]    UN-Doc. S/RES/242(1967)-1/ii.op.para: “Termination of all claims or states of belligerency and respect for and acknowledgement of the sovereignty, territorial integrity and political independence of every State in the area and their right to live in peace within secure and recognized boundaries free from threats or acts of force;”

[58]    UN-Doc. S/RES/242(1967)-2/a.op.para: “For guaranteeing freedom of navigation through international waterways in the area;”

[59]  UN-Doc. S/RES/242(1967)-2/b.op.para: “For achieving a just settlement of the refugee problem;

[60]    UN-Doc. S/RES/242 (1967)-3.op.para:Requests the Secretary-General to designate a Special Representative to proceed to the Middle East to establish and maintain contacts with the States concerned in order to promote agreement and assist efforts to achieve a peaceful and accepted settlement in accordance with the provisions and principles in this resolution;”

[61]    UN-Doc. S/RES/248 (1968)-3.op.para. “Deplores all violent incidents in violation of the cease-fire and declares that such actions of military reprisal and other grave violations of the cease-fire can- not be tolerated and that the Security Council would have to consider further and more effective steps as envisaged in the Charfer to ensure against repetition of such acts;”

[62]    UN-Doc. S/RES/338 (1973)-1.op.para:“Calls upon all parties to the present fighting to cease all firing and terminate all military activity immediately, no later than 12 hours after the moment of the adoption of this decision, in the positions they now occupy;”

[63]    UN-Doc. S/RES/338(1973)-2.op.para: “Calls upon the parties concerned to start immediately after the cease-fire the implementation of Security Council resolution 242 (1967) in all of its parts;

64]    UN-Doc. S/RES/338(1973)-3.op.para: “Decides that, immediately and concurrently with the cease- fire, negotiations shall start between the parties concerned under appropriate auspices aimed at establishing a just and durable peace in the Middle East.

[65]    UN-Doc. S/RES/252 (1968), UN-Doc. S/RES/267 (1969), UN-Doc. S/RES/271 (1969), UN-Doc. S/RES/298 (1971) ve UN-Doc. S/RES/ 465 (1980) pr. para. 4

[66]    UN-Doc. S/RES/476 (1980)-4.op.para:„reiterates that all such measures which have altered the geo-graphic, demographic and historical character and status of the Holy City of Jerusalemare null and void and must be rescinded in accordance with the relevant resolutions of the Security Council”. Bu görüşte oluşun sebebi ise şu şekilde ifade edilmiştir: “Reaffirming that, the acquisition of territory by force is inadmissible”

[67]    UN-Doc. S/RES/476 (1980),2.pr.para.: “Reaffirming that the acquisition of territory by force is inadmissible,”

[68]    UN-Doc. S/RES/476 (1980) -para.3: “constitute a serious obstruction of achieving a comprehensive, just and lasting peace in the Middle East" (.).

[69]    UN-Doc. S/RES/476 (1980) pr.para 4:„Reaffirms its determination, in the event of non-compliance by Israel with the present resolution, to examine practical ways and means in accordance with relevant provisions of the Charter of the United Nations to secure the full implementation of the pre- sent resolution."

[70]    UN-Doc. S/RES/476 (1980)-2.pr.para:„Reaffirming again that the acquisition of territory by force is inadmissible,

[71]    Reconfirms that all legislative and administrative measures and actions taken by Israel, the occupying Power, which have altered or purport to alter the character and status of the Holy City of Jerusalem, and in particular the recent "basic law" on Jerusalem, are null and void and must be rescinded forthwith;

[72]    UN-Doc. S/RES/476 (1980) -„Reaffirming its determination to examine practical ways and means, in accordance with the relevant provisions of the Charter of the United Nations, to secure the full implementation of its resolution 476 (1980), in the event of non-compliance by Israel,”

[73]    UN-Doc. S/RES/476 (1980)- para.6: Reaffirming its determination to examine practical ways and means, in accordance with the relevant provisions of the Charter of the United Nations, to secure the full implementation of its resolution 476 (1980), in the event of non-compliance by Israel,

[74]    UN-Doc. S/RES/476 (1980)-para. 4:”..also that this action constitutes a serious obstruction to achieving a comprehensive, just and lasting peace in the Middle East;

[75]    UN-Doc.S/RES/ 478(1980) - para.3. Determines that all legislative and administrative measures and actions taken by Israel, the occupying Power, which have altered or purport to alter the character and status of the Holy City of Jerusalem, and in particular the recent "basic law" on Jerusalem, are null and void and must be rescinded forthwith

[76]    UN-Doc.S/RES/ 478 (1980)-4.op.para:frms also that this action constitutes a serious obstruction to achieving a comprehensive, just and lasting peace in the Middle East;

[77]  UN-Doc.S/RES/ 478(1980)-4.pr.para:A/oting that Israel has not complied with resolution 476 (1980),

[78]    UN-Doc.S/RES/ 478(1980) -5.pr.para:Reaffirming its determination to examine practical ways and means, in accordance with the relevant provisions of the Charter of the United Nations, to secure the full implementation of its resolution 476 (1980), in the event of non-compliance by Israel,

[79]  UN-Doc.S/RES/ 497(1981) -1 .op.para:„ null and void and without international legal effect"

[80]  Schaefer, s. 68

[81]    Karar tasarısı S/RES/ 497 (1981) sayılı kararı hatırlatmaktadır. S/RES/ 497 (1981) pr.para.1:.: „determining that the continued occupation of the Syrian Golan Heights since June 1967 and its annexation by Israel on 14.12.1981 constitute a threat to international peace and security" Karar ta­sarısı BM Sözleşmesi’nin VII.bölümü kapsamında üye devletleri yetkilendirmeyi öngörmekteydi, „in order to nullify Israeli annexation of Golan"

[82]  “emergency special session of the General Assembly”

[83]  UN-Doc. A/Res. 37/123 A (16.12.1982).

[84]    UN-Doc.A/Res. 37/123 A (16.12.1982), Ürdün’ün karar tasarısı UN-Doc.S/14943 (02.04.1982), İspanya’nın tasarısı UN-Doc.S/15185 (08.06.1982), Fransa’nın tasarısı UN-Doc.S/15255/Rev.2, (26.06.1982), Sovyetler Birliğinin teklifi UN-Doc.S/15347/Rev.l (06.08.1982).

[85] UN-Doc.S/RES/242 (1967), UN-Doc.S/RES/338 (1973), UN-Doc.S/RES/476(1980) ve UN- Doc.S/RES/478 (1980).

[86]  Bkz.Harper, s. 125.

[87]  UN-Doc.S/RES/694 (1991), para.1.

[88]  Daha önce İsrail sınır görevlisinin öldürülmesi üzerine 415 Müslümanı sürgün etmişti.

[89]    UN.Dok. S/RES/1397 (2002)-2.pr.para: „ a vision of a region where two States, Israel and Palestine, live side by side within secure and recognized borders "

[90]  UN.Dok. S/RES/1397 (2002)-1.op.para:, „acts of violence, including all acts of terror, provocation, incitement and destruction"

  1. “demand”kelimesi kullanılmıştır.
  2. UN-Doc.. S/RES/1860 (2009)-2.pr.para:, “Stressing that the Gaza Strip constitutes an integral part of the territory occupied in 1967 and will be a part of the Palestinian state,

[93] UN-Doc. S/RES/1860 (2009)-4.pr.para:, “Expressing grave concern at the escalation of violence and the deterioration of the situation, in particular the resulting heavy civilian casualties since the refusal to extend the period of calm; and emphasizing that the Palestinian and Israeli civilian populations must be protected,..”

[94] UN-Doc. S/RES/1860 (2009)-5.pr.para:, “Expressing grave concern also at the deepening humanitarian crisis in Gaza, ...Emphasizing the need to ensure sustained and regular flow of goods and people through the Gaza crossings,

Recognizing the vital role played by UNRWA in providing humanitarian and economic assistance within Gaza,..”

6,6 UN-Doc. S/RES/1860 (2009) -1.op.para:, “Stresses the urgency of and calls for an immediate, durable and fully respected ceasefire, leading to the full withdrawal of Israeli forces from Gaza;”

[96]    UN-Doc. S/RES/1860 (2009)-5.op.para:, “Condemns all violence and hostilities directed against civilians and all acts of terrorism;

[97]    UN-Doc. S/RES/1860 (2009) -8.op.para:, “Calls for renewed and urgent efforts by the parties and the international community to achieve a comprehensive peace based on the vision of a region where two democratic States, Israel and Palestine, live side by side in peace with secure and recognized borders, as envisaged in Security Council resolution 1850 (2008), and recalls also the importance of the Arab Peace Initiative;

  1. Schaefer, s. 71.

  1. Bir camiye yapılan katliam sonrası, bkz. Archiv der Gegenwart, s. 38689.

  1. UN-Doc.S/RES/ 904 (1994) pr. para.2.: “Gravely concerned by the consequent Palestinian casualties in the occupied Palestinian territory as a result of the massacre, which underlines the need to provide protection and security for the Palestinian people, “ve pr. para 6: “Noting with satisfaction the efforts undertaken to guarantee the smooth proceeding of the peace process and calling upon all concerned to continue their efforts to this end,”

  1. Schaefer, s. 70

[102] UN-Doc.S/RES/54 (1948), UN-Doc.S/RES/92 (1951),      UN-Doc.S/RES/111            (1956), UN-

Doc.S/RES/228 (1966), UN-Doc.S/RES/248 (1968)

[103]  UN-Doc.S/RES/46(1948), UN-Doc.S/RES/49(1948), UN-Doc.S/RES/54 (1948), UN-Doc.S/RES/228 (1966), UN-Doc.S/RES/234 (1967), UN-Doc.S/RES/497 (1981), UN-Doc.S/RES/508 (1982) vd.

[104] UN-Doc.S/RES/446 (1979), UN-Doc.S/RES/465(1980), UN-Doc.S/RES/476 (1980), UN- Doc.S/RES/478 (1980).

[105] UN-Doc.S/RES/ 476 (1980), UN-Doc.S/RES/694 (1991), UN-Doc.S/RES/726 (1992) .

[106]       UN-Doc.S/RES/111 (1956), UN-Doc.S/RES/497 (1981).

[107]       UN-Doc.S/RES/252(1968), 271 (1971), 465 (1980), 476 (1980), 478 (1980), 497 (1981).

[108] UN-Doc.S/RES/50(1948), 54 (1948), UN-Doc.S/RES/93(1951), UN-Doc.S/RES/101 (1953),UN- Doc.S/RES/106(1955), UN-Doc.S/RES/111 (1956), UN-Doc. S/RES/267(1971), UN-Doc. S/RES/271 (1971), UN-Doc. S/RES/497 (1981).

[109]       UN-Doc.S/RES/59(1948), UN-Doc.S/RES/618(1988).




Kurumsal
E-Posta
İnsan
Kaynakları
SKS
FSM
Otomasyon
International Relations
FSM SEM
ALUTEAM
KURAM
FSM
TÜMER
Kariyer
Merkezi