Anasayfa  |   İletişim  | AR - EN
Bize Ulaşın
Mesajınız
Bize Ulaşın
FSMVÜ | Aydın Sefa Akay’ın Türkiye’de Tutuklanmasının Uluslararası Hukuka Uygunluğunun Değerlendirmesi
Haberler
Aydın Sefa Akay’ın Türkiye’de Tutuklanmasının Uluslararası Hukuka Uygunluğunun Değerlendirmesi

Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizması Hakimi Aydın Sefa Akay’ın FETÖ/PDY Davası Kapsamında Türkiye’de Tutuklanmasının Uluslararası Hukuka Uygunluğuna İlişkin Değerlendirme

15 Temmuz sonrası FETÖ/PDY operasyonları kapsamında Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizması Hakimi Aydın Sefa Akay’ın Türkiye’de tutuklanması sonrası ulusal ve uluslararası kamuoyunda konunun uluslararası hukuk bağlamında değerlendirilmesi ihtiyacı doğmuştur. Bu rapor, FSM UHAM tarafından söz konusu ihtiyaca cevap vermek için hazırlanmıştır.

22 Aralık 2010 tarih ve 1966 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararıyla Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi bünyesinde devam eden yargı süreçlerinin tamamlanması için Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizması (International Residual Mechanism for Criminal Tribunals) kurulmuştur. Bu kararın operatif kısmının 29. maddesinde Mekanizma’da görevli hakim ve savcıların statüleri ile sahip olacakları ayrıcalık ve bağışıklıklar düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, Mekanizma bünyesinde görevli hakim ve savcılara 13 Şubat 1946 tarihli Birleşmiş Milletler’in Ayrıcalık ve Bağışıklıklarına Dair Sözleşme’de belirtilen statünün uygulanacağı; Mekanizma bünyesinde görevli hakimlerin görevleri süresince, diplomatik elçilere tanınan ayrıcalık, bağışıklık, imtiyaz ve imkânlardan uluslararası hukuka uygun olarak yararlanacağı ifade edilmiştir.

1966 sayılı Karar’da atıf yapılan 1946 tarihli Birleşmiş Milletler’in Ayrıcalık ve Bağışıklıklarına Dair Sözleşme’nin 4, 5 ve 6. maddelerinde sırasıyla üye devletlerin temsilcilerinin, resmi yetkililerin ve BM adına görevli uzmanların sahip oldukları ayrıcalık ve bağışıklıklar düzenlenmiştir.

1946 tarihli Sözleşme’de madde 4/11(a)’da, üye devletlerin temsilcilerinin temsilci sıfatıyla görevlerini yerine getirirken ve toplantı yerine gidiş-dönüş yolculuğu sırasında tutuklanma veya gözaltı dahil her tür adli takibattan muaf oldukları ifade edilmiştir. Ancak madde 4/15’te, 4/11,12,13’te tanınan ayrıcalık ve bağışıklıkların temsilci ile vatandaşı olduğu ülke arasında uygulanmayacağı belirtilmiştir. Bu nedenle Mekanizma hakimleri, her ne kadar bir devlet temsilcisi olarak görev yapmakta değilse de, bu kategoride değerlendirilmesi durumunda dahi söz konusu ayrıcalık ve bağışıklıklardan vatandaşı olduğu ülkeye karşı yararlanamayacaktır. Dolayısıyla Mekanizma Hakimi Aydın Sefa Akay'ın, vatandaşı olduğu Türkiye’deki FETÖ/PDY soruşturmasından bağışıklığı ileri sürülemez.

1946 tarihli Sözleşme’de madde 5/17’de, resmi yetkililer kategorisindeki şahısların kimler olduğunun Genel Sekreter tarafından Genel Kurul’a sunulacağı belirtilmiştir. Mekanizma hakimlerinin bu kategoriye girdiğine ilişkin bir Genel Sekreter bildirimi mevcut değildir. Kaldı ki bu kategoriye devlet temsilcilerine tanınandan çok daha dar bir ayrıcalık ve bağışıklık çerçevesi tanınmıştır. Madde 5/18(a)’da, resmi işleri dolayısıyla söylenen veya yazılan sözleri dolayısıyla resmi yetkililerin hukuki süreçten bağışık tutulacağı belirtilmiştir. Oysa Akay'ın FETÖ/PDY üyeliğiyle suçlanmasına sebep olan bilgi ve delillerin, Akay’ın resmi işleri dolayısıyla söylenen veya yazılan sözleri kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

1946 tarihli Sözleşme’de madde 6/22(a)’da, resmi yetkililer dışında kalan BM adına görevli uzmanların, gözaltı ve tutuklamalara karşı bağışıklığı olduğu; madde 6/23’te, söz konusu ayrıcalık ve bağışıklıkların, bu kişilerin kendi şahsi menfaatleri için değil, BM çıkarları için tanındığı belirtilmiştir. Bu kapsamda, Türkiye’de meşru hükümeti ve anayasal düzeni hedef alan organize bir örgütün üyesinin bağışıklığından söz edilemez. Zira aksi bir yorum, mutlak bir bağışıklık kalkanının arkasına saklanarak Mekanizma hakimlerine her türlü eylemde bulunma hak ve imkanı verir ki bu, hukukun genel prensiplerine aykırılık teşkil eder.

Bunlara ek olarak, 1966 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının operatif kısmında madde 29/2’nin değerlendirmesi yapılmalıdır. Bu madde, Mekanizma bünyesinde görevli hakimlerin, görevleri süresince, diplomatik elçilere tanınan ayrıcalık, bağışıklık, imtiyaz ve imkânlardan uluslararası hukuka uygun olarak yararlanacağını ifade etmektedir. Bu hüküm, bugün diplomatik ilişkilere dair kuralların büyük ölçüde kodifiye edilmiş halini oluşturan 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi kapsamında yorumlanmalıdır. 1961 tarihli Sözleşme’de madde 31/4’te, kabul eden devletin yargısından bağışıklığın, diplomatik ajanı, gönderen devletin yargısından bağışık kılmayacağı; madde 32/1’de ise bağışıklıktan yararlanan şahısların yargı bağışıklığının, gönderen devlet tarafından kaldırılabileceği hükme bağlanmıştır. Devletin egemenlik hakkının bir uzantısı olarak kendi vatandaşını yargılama ve cezalandırma yetkisinin Viyana Sözleşmesi’nde en geniş çerçevede muhafaza edildiği görülür. Dolayısıyla Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararından hareketle Akay’ın mutlak bir yargı bağışıklığı olduğu ileri sürülemez.

Bu açıklamalar ışığında Uluslararası Ceza Mahkemeleri Mekanizması'nın Başkanı Theodor Meron’un Hakim Akay'ın serbest bırakılması ve hakkındaki davaların düşürülmesi için Türkiye'ye 14 Şubat'a kadar süre tanıması ve ardından bu durumun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne bildirileceğini açıklaması, Türkiye’nin egemenlik hakkından kaynaklanan yargılama ve cezalandırma yetkisinin ihlaline dönük haksız bir sınırlama girişimidir. Her ne kadar Akay'ın Türkiye’de tutuklanmasının, Mekanizma’nın hukuk işlerini aksatması anlaşılır bir gerekçe olsa da, bunun, vatandaşı olunan ülkenin anayasal düzenine karşı suç işleyen bir hakim için koruma aracı olarak kullanılması düşünülemez. Ayrıca uluslararası mahkemede görevli bir hakimin, vatandaşı olduğu ülkede tutuklanması otomatik olarak uluslararası yargı bağımsızlığı ile ilişkilendirilemez. Unutulmamalıdır ki Akay aleyhine Türkiye’de devam eden hukuki süreç, Mekanizma bünyesinde üstlenmiş olduğu hakimlik görevinin yerine getirilmesiyle ilgili değildir. 1994'teki Ruanda soykırımındaki rolü nedeniyle 30 yıl hapis cezasına çarptırılan Ruandalı eski bakan Augustin Ngirabatware'in temyiz davasına bakacak 5 hakimden biri olması dolayısıyla değil; Türkiye’nin anayasal düzenine karşı işlenen bir suç dolayısıyla Akay’ın tutuklandığı unutulmamalıdır.

1966 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının operatif kısmında madde 12/5’te öngörüldüğü üzere Mekanizma Başkanı’ndan beklenen, görevine devam edemeyen hakim yerine Mekanizma hakimlerinden birini görevlendirmesidir. Aslında Mekanizma’nın Başkanı Meron’un 31 Ocak 2017’deki açıklaması dikkatli okunduğunda görüleceği üzere Akay’ın görevli olduğu temyiz davasında diğer kanun yolları henüz tükenmemişken ve yargı sürecinin henüz başındayken Akay’ın yerine yeni bir hakim atanmasının bu süreci kolaylaştıracağı anlaşılacaktır. Ancak burada uluslararası yargı bağımsızlığı ve ulusal makamların Mekanizma yargılamasına müdahalesi gibi gerekçeler üreterek Akay’ın süregiden FETÖ/PDY yargılamasından kurtarılmak istendiği görülmektedir.

Tüm bu açıklamalardan hareketle denebilir ki, hem Akay’ın mutlak yargı bağışıklığı olduğu yönündeki iddiası hem de Mekanizma’nın uluslararası yargı bağımsızlığının ihlal edildiği yönündeki iddiası uluslararası hukuk açısından temelsizdir ve bu sebeple, Akay’ın Türkiye’de yargılanması, uluslararası hukuka hiçbir şekilde aykırılık teşkil etmez.

 




Kurumsal
E-Posta
İnsan
Kaynakları
SKS
FSM
Otomasyon
International Relations
FSM SEM
ALUTEAM
KURAM
FSM
TÜMER
Kariyer
Merkezi
. . .