Anasayfa  |   İletişim  | AR - EN
Bize Ulaşın
Mesajınız
Bize Ulaşın
FSMVÜ | ABD Büyükelçiliği ile Yaşanan Krizin Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi
Bilgi Notları
ABD Büyükelçiliği ile Yaşanan Krizin Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi

1. Olay Örgüsü

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) İstanbul Başkonsolosluğu görevlisi Metin Topuz,  Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 17-25 Aralık 2013'teki kumpası ile 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin davalarda yargılanan eski polis müdürleri ve askerler, firari eski savcı Zekeriya Öz ile, ayrıca FETÖ/PDY'nin şifreli haberleşme programı olarak bilinen "ByLock" kullanan çok sayıda kişiyle yoğun irtibatının tespit edilmesinin ardından 25 Eylül’de gözaltına alındı.[1] İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Topuz, 4 Ekim'de savcılıkça ifadesi alındıktan sonra tutuklanması talebiyle İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi. Ayrıca bu gelişme, ABD’nin Türkiye Büyükelçiliğinden yapılan açıklamaya bakıldığında, Türkiye ile ABD arasında geçtiğimiz hafta sonu ortaya çıkan vize krizinin gerekçesi olarak sunulan tutuklama hadiselerinin başlangıç noktası olarak görüldü.[2]  

1994-2017 arasında 120 kez yurt dışına giriş çıkış kaydı bulunan ve başkası adına kayıtlı cep telefon numarasını kullanan Topuz, FETÖ'nün 17-25 Aralık girişiminde emniyet ve yargı ayağını yürüten şüphelilerle eylemin asıl faili konumundaki dış istihbarat ve ülkeler arasında "aracılık görevini" yürütmekle suçlanmaktaydı.[3]

Metin Topuz, savcılık ifadesinde, tespit edilen şüpheli irtibatlarını iş ilişkisi ile açıklayıp FETÖ ile irtibatlı olduğunu reddetse de savcılık, "17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimini yöneten FETÖ mensuplarıyla ABD'nin Pensilvanya eyaletinde yaşayan FETÖ lideri Fetullah Gülen arasındaki irtibatı sağladığı, bu şekilde üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu" tespitinde bulunarak Topuz’un tutuklanmasını talep etti ve Topuz, İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğince ''anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme'', ''devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmek'' ve ''Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etme'' suçlarından tutuklandı.

Topuz tutuklandıktan bir gün sonra ise İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen bazı soruşturmalarda usulsüzlük yaptıkları ve "kurgulanmış soruşturmalar" kapsamında bazı polislerle bir hakimi dinledikleri iddiasıyla firari sanık Fetullah Gülen ve 44 polisin yargılandığı davanın duruşmasında söz alan tutuklu sanık eski İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mahir Çakallı, Metin Topuz’u tanıdığını ve kendisiyle görüştüğünü kabul etti.[4] Bu itiraf sonrasında daha da ciddi bir boyuta varan Topuz soruşturması derinleştirildi ve Topuz'un beyanları üzerine FETÖ örgütlenmesinde yönetici konumda olduğu tespit edilen S.C. ve K.İ.C. hakkında yakalama ve gözaltı kararı verildi. Söz konusu şüpheliler yakalanarak İstanbul'a getirilirken, ismi geçen şüphelilerin eşi ve babası konumundaki,  ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu çalışanı N.M.C. de ifadesinin alınması amacıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına davet edildi. Her ne kadar ABD’nin Türkiye Büyükelçisi John Bass, 11 Ekim 2017’de basın mensupları ile yaptığı toplantıda, N.M.C. adlı şahsın ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğunda saklandığına ilişkin soruya karşılık, “Hiç kimse bizim binalarımızda saklanmıyor. Türk yargısı yetkililerinden bizim herhangi bir yerel çalışanımıza ifade vermeleri veya gözaltına alınmaları için resmi bir talep geldiğini de bilmiyorum” diye konuşmuş[5] olsa da Başsavcılığın davetine rağmen N.M.C’nin ABD İstanbul Başkonsolosluğundan çıkmadığı iddiaları,[6] N.M.C’nin yargılama sürecini bir uluslararası hukuk konusu haline getirmiştir.

2. Hukuki Değerlendirme

Türkiye’nin de tarafı olduğu 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi’ne göre konsolosluk personeli üç gruba ayrılmaktadır: i) Konsolosluk şefi de dahil olmak üzere konsolosluk görevlerini konsolosluk memuru sıfatıyla yerine getiren meslekten ve fahri konsolosluk memurları, ii) yönetsel ve teknik görevleri yerine getiren personel, iii) hizmet personeli. N.M.C. adlı şahsın ifa ettiği görev dolayısıyla birinci kategoride değerlendirilemeyeceği açıktır. Bu sebeple konsolosluk personelinin yararlandığı ayrıcalık ve bağışıklıklar incelenirken N.M.C’nin teknik ya da hizmet personeli olarak değerlendirilmesi gereklidir.

1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi’nde, konsolosluk idari ve teknik personelinin kabul eden devletçe tutuklanmasını, gözaltına alınmasını veya ceza kovuşturmasına muhatap olmasını yasaklayıcı ya da engelleyici bir hüküm yoktur. Ancak Sözleşme’nin 43(1) maddesi, idari ve teknik personele, resmi görevlerinin yerine getirilmesi sırasındaki fiilleri nedeniyle yargı dokunulmazlığı tanımıştır. N.M.C’nin soruşturmasına temel oluşturan 15 Temmuz darbe girişimi, ilgili şahsın resmi görevi dolayısıyla işlediği bir fiilden ziyade kişisel kapasitede gerçekleştirdiği eylemlerinden ötürü soruşturulduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Kaldı ki N.M.C’nin gönderen devletin değil, kabul eden devletin uyrukluğunda olmasından ötürü böyle bir dokunulmazlıktan yararlanması düşünülemez. Türk makamlarının bu noktadaki tek yükümlülüğü, m. 42’ye göre, ilgili konsolosluk personeli mensubunun tutuklanması, gözaltına alınması veya cezaî bir kovuşturmaya tabi tutulması durumlarında, kabul eden devlet durumundaki konsolosluk şefini en kısa zamanda haberdar etmektir.

Konsolosluk binalarının münhasıran konsolosluk işleri için kullanılan bölümlerine, konsolosluk şefinin ya da gönderen devletin diplomasi temsilciliği başkanının izni olmadan gönderen devlet makamlarının girmesi, 1963 Sözleşmesi m. 31/2’ye göre yasaktır. Dolayısıyla N.M.C’nin, iddia edildiği gibi Amerikan İstanbul Başkonsolosluğunda ise, Türkiye makamları tarafından zorla çıkarılması düşünülemez. Mezkur Sözleşme’nin kabul eden devlete silahlı bir çatışma halinde dahi konsolosluk binalarına saygı göstermek ve korumak yükümlüğü getiren 27/1(a) maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, Amerikan konsolosluk şefinin ya da diplomasi temsilciliği başkanının izni olamadan böyle bir müdahalenin uluslararası hukukun ihlali anlamına geleceği açıktır. Ancak, N.M.C’nin Türk adli makamlarının yürüttüğü yargı sürecinden kaçırılması için konsolosluk binasında kalmasına müsaade edilmesi konsolosluk binalarına tanınan dokunulmazlığın kötüye kullanılması anlamına gelecektedir.[7] Nitekim uluslararası hukukta tanınan diplomatik dokunulmazlık ve ayrıcalıklar, 1961 Viyana Sözleşmesi’nin Başlangıç bölümü uyarınca, uluslararası diplomatik misyonda etkinliği amaçlamakta olup söz konusu dokunulmazlık veya ayrıcalıkların kendi bulunduğu ülkenin güvenliği ve refahına zarar verici şekilde de kullanamamalıdır.[8]

Öte yandan, ABD makamlarının tutumunun, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 28 Eylül 2001 günü 4385. oturumunda kabul edilen (2001) 1373 sayılı karar m.2 uyarınca, “Bütün Devletlerin, … terörist eylemlere malî kaynak sağlanmasına ya da, uhdelerinde bulunan ve usulî işlemlerde gerekli olacak ispat vasıtalarının elde edilmesine yönelik yardım da dahil olmak üzere, bu eylemlerin ihtiyaç duyduğu desteğin sağlanması ve suç soruşturmaları ve diğer usulî muameleler sırasında en geniş şekilde karşılıklı yardımlaşmaya katılmalarına” dair terörle uluslararası alanda mücadele çerçevesinde getirilen devletler arası karşılıklı yardımlaşmaya dair yükümlülük ve esasla da bağdaşmadığı söylenebilecektir.

Türkiye’nin şu halde diplomasi hukukunun tanıdığı imkânlardan başka bir tedbire başvurması mümkün değildir. Zira diplomasi ve konsolosluk hukukunun kendi içinde kapalı bir rejim (self-contained regime)[9] olması dolayısıyla, diplomatik ve konsolosluk misyon mensuplarının yükümlülüklerine aykırı fiillerine karşı ancak yine diplomasi ve konsolosluk hukukunun sağladığı araçlara başvurulabilir. Yani diplomasi hukukunun ihlali halinde ancak yine diplomasi hukukunun tanıdığı imkânlara başvurarak karşılık verilebilir. Bu noktada Türkiye’nin elindeki en büyük imkan, 1963 Sözleşmesi m. 23’te de belirtilen konsolosluk şefi de dahil olmak üzere konsolosluk memurlarının kabul eden devletçe hiçbir gerekçe göstermeye gerek olmaksızın istenmeyen kişi (persona non grata) ilan edilmesi olanağıdır. Aynı şekilde 1961 tarihli Diplomasi İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi m.9/1’e dayanarak elçilik personelinin benzer bir muameleye tabi tutulması imkanı vardır. Bu kararın alınması durumunda, istenmeyen kişi ilan edilen personelin kendisine tanınan makul süre içinde kabul eden devletin ülkesini terk etmesi gerekir. Bu sürede ülkeyi terk etmeyen personel, diplomasi veya konsolosluk personeli olmaktan ileri gelen ayrıcalık ve bağışıklardan yararlanamaya devam etmez.

Ayrıca belirtmek gerekir ki 1961 ve 1963 tarihli Viyana Sözleşmeleri’nde N.M.C’nin konsolosluğa sığınmasına imkan tanıyan bir hüküm bulunmamaktadır. Bu konuda genel bir teamül kuralı da yoktur. Siyasi suçluların elçiliğe sığınma hakkı olduğuna ilişkin Latin Amerika’da bölgesel bir teamülün varlığı pek çok uluslararası hukuk kitabında tartışılmışsa da olayımızda böylesi bir siyasal nedenle sığınma hali olmadığı açıktır. Şu halde adi suçluların konsolosluğa sığınma hakkı olmadığının altı çizilmelidir. Dolayısıyla bir adi suçlunun konsolosluk binasında olması halinde konsolosluk şefinin olayı idari ve adli makamlara duyurması, suçluyu teslim etmesi veya ilgili makamların teslim almak üzere konsolosluk binasına girişine izin vermesi gerekir. Zira 1963 Sözleşmesi’nin 55. maddesi, konsolosluk binalarının, konsolosluk görevlerinin yerine getirilmesiyle ilgili olmayan işler için kullanılmasını yasaklamakta ve kabul eden devletin kanun ve düzenlemelerine saygı gösterme yükümlülüğü getirmektedir.

ABD Büyükelçisi John Bass’ın, böyle bir izin vermek bir yana, “biz tutuklamayla ilgili delil görmek istiyoruz”[10] ifadesi, meselenin arka planının anlaşılması için önemli bir noktadır. Diplomasi ve konsolosluk hukukunun hiçbir hükmünün, kabul eden devletin yargılama makamlarına yürüttüğü yargılama faaliyetlerinin esasına ilişkin böyle bir yükümlülük getirmesi düşünülemez. Dolayısıyla sadece Büyükelçi Bass’ın bu ifadesine bakarak dahi, ABD diplomatik makamlarının diplomasi ve konsolosluk hukukuna aykırı bir tutum içinde olduğu söylenebilir.

İddialar doğru ve N.M.C ABD Başkonsolosluğunda saklanıyor ise, Başkonsolosluğun N.M.C’yi ilgili makamlara teslim etmeyerek diplomasi ve konsolosluk hukukunun ruhuna aykırı hareket etmesi, bu konsolosluk binasının suçluların ulusal yargıdan kaçarak yararlandıkları bir sığınak olarak görülmesine yol açacaktır. 1961 ve 1963 tarihli Viyana Sözleşmeleri’nin temelini oluşturduğu mevcut diplomasi ve konsolosluk hukukunun pratikte çözüm üretmekte yetersiz kaldığı bu tip durumlar için, diplomatik dokunulmazlık imkânlarının kötüye kullanılmasını engelleyecek yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır.[11]

Demirel/Çetinkaya/Baran


[1] Hanife Sevinç, Muhammed Enes Can, “Topuz'un irtibatları soruşturmayı derinleştiriyor”, Anadolu Ajansı, 10.10.2017, (Çevrimiçi) http://aa.com.tr/tr/turkiye/topuzun-irtibatlari-sorusturmayi-derinlestiriyor/931912, 11.10.2017

[2] “Ambassador John Bass’ Statement On The Suspension Of Visa Services In Turkey”, 09.10.2017, https://tr.usembassy.gov/ambassador-john-bass-statement-suspension-visa-services-turkey/

[3] Hanife Sevinç, Muhammed Enes Can, “Topuz'un irtibatları soruşturmayı derinleştiriyor”, Anadolu Ajansı, 10.10.2017, (Çevrimiçi) http://aa.com.tr/tr/turkiye/topuzun-irtibatlari-sorusturmayi-derinlestiriyor/931912, 11.10.2017

[4] Muhammed Enes Can,Murat Kaya,Hanife Sevinç, “Eski emniyet müdürü, ABD konsolosluk görevlisi ile görüştüğünü kabul etti”, Anadolu Ajansı, 06.10.2017 (Çevrimiçi) http://aa.com.tr/tr/turkiye/eski-emniyet-muduru-abd-konsolosluk-gorevlisi-ile-gorustugunu-kabul-etti/928907, 11.10.2017

[5] Yıldız Yazıcıoğlu, “Büyükelçi Bass'dan İddialara Yanıt”, Amerika’nın Sesi, 11.10.2017 (Çevrimiçi) https://www.amerikaninsesi.com/a/buyukelci-bass-dan-iddialara-yant/4065420.html, 12.10.2017

[6] Murat Çelik, “ABD ile vize krizinin nedeni yeni gözaltı kararı!”, Vatan, 09.10.2017 (Çevrimiçi) http://www.gazetevatan.com/abd-ile-vize-krizinin-nedeni-yeni-gozalti-karari--1108849-gundem, 10.10.2017

[7] Tania Sebastian, “Diplomatic Immunity Versus Harm to the Individual: An Attempt at Appraisal”, Gujarat National Law University Law Review, Volume 3, Issue 1, October 2010, s. 23. 

[8] Farahmand, Ali, Diplomatic Immunity and Ciplomatic Crime: A Legislative Proposal to Curtail Abuses, Journal of Legislation Vol:16-1, 1990, s.105

[9] United States Diplomatic and Consular Staff in Tehran, ICJ Reports (1980), at 38.

[10] CNNTürk, “ABD Büyükelçisi John Bass: ‘Delil görmek istiyoruz’”, son güncellenme: 11.10.2017, erişim: https://www.cnnturk.com/video/turkiye/bass-diplomatik-bir-yaklasimla-karsilasmadik (12.10.2017).

[11] Ross, Mitchell, Rethinking Diplomatic Immunity: A Review of Remedial Approaches to Address the Abuses of Diplomatic Privileges and Immunitie, American University International Law Review Vol:4-1,1989,  s.205




Kurumsal
E-Posta
İnsan
Kaynakları
SKS
FSM
Otomasyon
International Relations
FSM SEM
ALUTEAM
KURAM
FSM
TÜMER
Kariyer
Merkezi